Cinnet, bunalım ve intihar!

Telaş, endişe, kaygı ve koşturmaca… Mış gibi yaşamak… Sükûnet, hüşû ve huzur eksikliği…

Herkesin bir değerler hiyerarşisi var: Mücerred ve müşahhas; her şeyi zihninde tasnif edip belli kıymetler atfeder.

İçtimai gruplar, kıymetler hiyerarşisi zıt olmayan şahıslardan müteşekkil. Kimse, uğruna canını vermeye hazır olduğu bir mefhumu ayaklar altına alan bir topluluğun parçası olmak istemez.

Geçmişte, Batı’da, toplum; fertleri bir insanın sahip olabileceği en tabii haklardan bile mahrum bırakmıştı. Feodal lordlar, aristokratlar ve nihayet kilise… İnsanca yaşamak gayesiyle, grupların tahakkümüne karşı, hürriyetçi değerleri besleyip yüceltmekten başka çare bulamadılar.

Eşitlik, hürriyet, adalet, insanî haklar… Modern dünya, yüzlerce yıllık mücadele neticesinde, bu değerler üzerine inşa edilmeye çalışıldı. Kişiler, ahlakî normların gereklerine uymaya zorlanmamalı, özgürce kendi inanç ve davranış şeklini seçebilmeliydi.

İlk bakışta, çok güzel göründü bu düşünce. Herkes kendi başının çaresine baktı; çalıştı, didindi. Rekabet ve ferdiyetçilik (individualism – bireyselcilik) kutsandı. Bu cereyan Batılı olmayan medeniyetlere mensup ülkelere de yayıldı.

Toplumun pençesinden özgürleştirilen günümüz insanı yalnızlaştı.

Mukaddeslerin dışına çıkarıldı.

Bir sosyal çevre takdim edecek; problemlerini çözecek; iç dünyasındaki çalkantıları dindirecek ve hayatının bütün boyutlarını kuşatacak bir “kapsayıcı çözüm” için tek başına yola koyuldu.

Her fert içgüdüsü ve mahdut bilgisi ile yola çıkıp, kendine has doğruları ve yanlışları olan bir düşünce, davranış ve ahlak modeli geliştirmek için çırpındı. Netice olarak; farklı, zıt ve insanlar sayısınca davranış kalıbı zuhur etti.

Yedi küsür milyar insanın hep beraber çığlık kesildi âdetâ. Her tarafta bir başı boşluk hâkim. Diğergamlık (altruizm) yerini nemelazımcılık ve başına buyrukluk aldı. Değerler alt üst; her şey karmakarışık. Bulunan dermanlar dertten daha beter: Hedonizm, cinnet, depresyon, bunalım, nihilizm ve intihar!

Her türlü içtimai kontrolün tahakkümünden kurtarılıp hakları eline verilen fert, tek başına hayatındaki bütün problemlere çözüm bulabilir mi?

Yalnızlaşmak ve toplumca esir alınmak arasında gidip gelen günümüz insanı, zerreden kozmosa, topyekun varlığı kapsayan, ferdî ve içtimai, bütün hayatla ilgili tutarlı ve kapsayıcı bir dünya görüşünü nasıl inşa edecektir?

Hele bir de “ihtiyaç duymadığı” bilgilerin bombardıman altında kalan günümüz insanı; düşünme, akıl yürütme ve muhakeme etme vazifesini televizyon, radyo, bilgisayar ve mobil cihazlara devreder oldu. Alıcı, tüketici, güdümlenmiş, robot ve uyur-gezer vaziyete sokuldu.

Dramatik, yalnız ve şuursuz yığınlar; her gün yenileri tezahür eden yüzlerce psikolojik hastalığın pençesindeyken doğruyu nasıl bulacak?

——-

Serâzât.com’da; sadece Necip YILDIRIM’ın şiir ve makaleleri yer almaktadır. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz ve neşredilemez.

Ads