Hikâye Yarışması (Toplam Ödül 18.000 TL)
Hikâye Yarışması

Uyur Gezer

Dışarıda lapa lapa yağan kara aldırmayan üç kafadar arkadaş, köy kahvesindeki masanın etrafında heyecanlı ve ateşli bir sohbete dalmışlardı. Gündüz insanın iliğine işleyen soğuk, akşam saatlerinde yerini kar yağışına bırakmıştı. Hayli soğuk olan toprak hemen kar tutmuş ve 10 cm kadar olmuştu. Yağan kar avcıların iştahını kabartmış, gece daha doğrusu sabaha karşı yola çıkmak üzere anlaşmışlardı. Fazla vakit kaybetmeden üç arkadaş sabahki av için hazırlık yapmak üzere dağıldılar.

Murat tam bir av hastası ve bu hastalığın da tedavisi yok gibiydi. Kar yağmış sabaha karşı tavşanlar yayılıma çıkacak, karda izlerini bulup onları avlamak çok daha kolay olacaktı Murat için. Heyecan içinde evine geldi. Vakit gece yarısı olduğu için karısı ve çocukları çoktan uykuya dalmıştı. Alelacele tüfeğinin bakımını yaptı. Av çantasına birkaç parça ekmek, peynir, zeytin ve küçük bir bidona su doldurup koydu. Fazla vakit kaybetmeden üzerini değişip uzandı yatağına. Zira Zafer ve Mustafa’nın gelip kendisini çağırmalarına üç saat gibi zaman kalmıştı. Yattı ama içi içine sığmıyor ayrı bir heyecanı ve sevinci vardı. Sabah gideceği yerleri hayal etti. Avucunun içi gibi bildiği yerlerde nerelerde tavşan var nerelerde yayılım yapacak hepsini biliyordu. Uyuyamayıp kalktı ve pencere perdesini hafif araladı ve görebildiği kadar köyü seyretti. Gündüz esen rüzgarlar elektrik hatlarında sıkıntı yaratmış olacak ki köyün elektriği kesilmiş koca köyde tek bir ışık bile yanmıyor, sanki ölüm sessizliği vardı. Tekrar uzandı yatağına uyur uyanık denebilecek güvercin uykusuna yattı.

Uykuya dalmış ve türlü rüyalar görürken bir sesle irkildi. ‘Haydi Murat, şafak sökmek üzere, amma da derin uykun varmış yahu’. Hemen doğruldu yatağından. Dışarıda sesler çağırmaya devam ediyordu. ‘Murat, Hadi Murat.’ Pencereye çıkıp perdeyi hafiften araladı dışarıda gördüğü siluetlere ‘Tamam, tamam hemen çıkıyorum’ diye seslendi.  Hafiften karısına baktı. En küçük sese bile uyanan karısı hala uyanmamış, derin uykudaydı. ‘Bugün çok yoruldu galiba. Değilse hiç bu kadar derin uyumazdı’ diye iç geçirdi. Hemen üzerini giyinerek tüfeğini takındı. Av torbasını sırtına alıp botlarını giydi. Kapıyı ses etmeden örtüp bir gölge gibi süzülerek çıktı evden. Bahçe kapısından sokağa çıktığında gördü ki arkadaşları Zafer ve Mustafa 40-50 adım ileride sessiz bir şekilde gidiyor olduklarını gördü. ‘Acaba beni niye beklemediler ki’ diye kendi kendine soru yöneltti. Hafiften seslendi ama duymuyorlardı. ‘Sanırım bana kızdılar, acaba çok mu beklettim ki’ diyerek yürüdü. Bu düşünceler içinde köyden çıktı Murat. Öte yandan Zafer ve Mustafa sessizce gidiyorlar, hiç konuşmuyorlar, üstelik Murat’ı beklemiyorlar. Murat adımlarını sıklaştırıyor onlar daha hızlı yürüyordu. Köyden hayli uzaklaştı Murat. Kar yağışı durmuş ama keskin bir soğuk hakimdi ortama.  Soğuk ve karın etkisiyle yürümek te hayli zorlaşıyordu bazen. Artı gecenin karanlığı. Etrafı yüksek kayalarla çevrili olan ve sayısız mağara olan köylülerin dağ boğazı dedikleri yere gelmişti Murat. Zafer ve Mustafa durmamakta ısrar ediyor, Murat’ın çağrılarına hiç cevap vermiyorlardı. Murat onları gözden kaybetti. Artık bir başına yol alıyordu Murat. Bir süre daha  yürüyen Murat yaklaşık 200-300 metre ileride bir ışık gördü. Işığın olduğu yeri biliyordu Murat. Köylülerden Hacı Osman diye bilinen bir adamın bahar aylarında koyunlarını kattığı ağılından geliyordu bu ışık. ‘Benim dargın arkadaşlar Hacı Osman’ın ağılına varıp ateş yaktılar galiba’ diye iç geçirdi. Hayli üşümüş olduğunu fark etti. Ağıla iyice yaklaştı. Evet harıl harıl yanan ateş kendisini bekliyordu adeta. Hemen içeri girdi, arkadaşları tuhaf bakıyordu kendine. Niye beklemediklerini sordu ama bir cevap alamadı. Susuyorlardı ve sadece ateşi izlemekle meşguldüler. Ateşin başına geçti ve üşüyen ellerini ateşe yöneltip ısınan parmaklarını yüzüne sürerek soğuktan renk değiştiren yüzünü ısıtmaya çalıştı. Zafer ve Mustafa’daki garip halleri çözmeye çalışıyor, bir anlam da verememişti. Neden sonra Mustafa sırtındaki av torbasını indirdi. Yere bir bez serdi ve torbanın içinden erzakları çıkartmaya başladı. Lakin tek kelime etmiyorlardı her ikisi de. Gözlerini kendisine diken Zafer, bakışlarını ayırmadan torbasından bir şeyler çıkarttı. Neler yok tu ki bu küçük yer sofrasında. Köy halkının ustalıkla yaptığı pişirip sonra dondurduğu et kavurması, sucuk, peynir hatta tereyağı bile vardı. Kaçamak Zafer’e baktı Murat. Hala gözlerini dikmiş kendine bakıyordu. ‘Hadi ye’ dedi Zafer. Ama sesi değişikti. Sanki boğuk boğuk çıkıyordu. Eline küçük bir kavurma parçası alan Murat alışkanlık yaptığı üzere ‘Bismillahirrahmanirrahim’ dedi ve o anda ortalığı kopkoyu bir karanlık sessizlik kapladı. Gözlerini açtı Murat. Simsiyah bir karanlığa bakıyordu. Soğuktan elleri ayakları uyuşmuş vaziyette. O ateş nere gitmişti. Hiç konuşmadan duran Mustafa ve kendisine dik dik bakan Zafer. Sağ elinde duran şey neydi acaba? Ağır bir kokusu vardı, ve burası nereydi. Elinde olan her neci ise bıraktı, el yordamıyla kendini yokladı. Bir yerden çok fena soğuk geldiğini hissetti, hafiften o tarafa dönünce bir kapı olduğunu fark etti. Kapı önünde beyaz karlar az da olsa ışık yayıyordu. Üşüyen ellerini paltosunun cebine soktu. Eline sert bir cisim değmiş, bunun çakmak olduğunu anlamakta gecikmedi. Hemen çıkartıp çaktı çakmağı. Şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Zira kendisi bir ağıldaydı. Yerler koyun gübresinin yanı sıra eşek at hatta inek gübresi ile doluydu. Tam ortada oturuyor, az önce yemek üzere olduğu kavurmanın eşek gübresi olduğunu anlamıştı. Euzü besmele çekerek bildiği tüm duaları okumaya başladı. Uyuşan ayaklarının üzerinde doğrularak kapıya doğru yürüdü. Dışarı çıktığında sabah olmak üzere ve şaşkınlığı bir kat daha arttı. Evet kendisinin uyur gezer diye tabir edilen bir hastalığı, rahatsızlığı vardı ama hiç böyle bir şey hiç başına gelmemişti. Köyden yaklaşık olarak 5-6 km uzaktaydı. Onca mesafeyi uyuyarak nasıl gelmişti. Arkadaşlarının siluetinde önüne düşüp te buraya kadar getirenler neydi.

Sabahın alaca karanlığında tekrar yürümeye başladı Murat. Köyden tarafa yürüyor ve yolda yani karlar üstünde sadece kendi izleri vardı. Gece nasıl kalkıp giyindim, tüfeğimi torbamı nasıl aldım nasıl yola düştüm gibi cevapsız sorular birikmişti aklında. Daha da önemlisi en ufak çıtırtıya dahi uyanan karısı kendisini nasıl duymamış, nasıl uyanmamış ta kendisine mani olmamıştı. Cevapsız sorular ardı arkasına birikirken köye hayli yaklaşmış, hava da iyice aydınlanmıştı. Yol kenarında çalıların arasında hareketlenme fark etti Murat. Başını çevirdiğinde gözlerinin içi güldü. Zira bir tavşan açıkmış olmalı ki çalıları kemirmekle meşgul. Tüfeğini indirip tavşana doğru nişan aldı. Tam o esnada tavşan kendisine doğru dönüp baktı. Normalde kaçması gerekirdi ama tavşan kaçmıyordu. Sakin sakin duruyordu. İndirdi tüfeğini. ‘Namlunun ucuna kadar gelip sürtünsen bile o tetiği çekmiycem’ dedi ve dönüp yoluna devam etti. Eve vardığında karısı ve çocukları hala uyuyorlardı. Hiçbir şey demeden uzandı. ‘Tövbe Allah’ım, Tövbe Allah’ım. Bir daha bu av melanetine son vereceğim.’ diye mırıldanarak uykuya daldı. Çok geçmeden karısı uyanmış, kahvaltı için sofrayı hazırlamış, çocukları da uyandırıp Murat’a seslendi. ‘Kalk hadi Murat, hem sen gece sabaha kadar neredeydin? Sabah namazına yakın kapının önünde birileri seni çağırıyordu, yanlış değilsem biri Zafer abiydi’. Biraz durup ekledi, ‘ sahi sen bugün kahve demi sabahladın? Bugün öyle derin uyumuşum ki ne ara geldin de yattın  hiç haberim yok.’ Yerinden doğrulan Murat ‘Sorma Hatun bugün başıma olmadık şeyler geldi. Ne oldu nasıl hiçbir fikrim yok’ diyerek olanları anlattı. Kadının ağzı açık kaldı. Çok geçmeden dış kapı vuruldu. Gelen Zafer ve Mustafa’ydı.  Selam hasbihalden sonra ‘sabah geldik, sana çağırdık sen çıkmayınca bizde vazgeçtik ava gitmekten’ dedi Zafer. Başından geçenleri bir bir anlattı arkadaşlarına Murat.  Kah gülerek, kah şaşkınlık ifadeleri ile dinleyen Zafer ve Mustafa ortak ağızla ‘ya tamam uyur gezer hastalığın olduğunu biliyoruz da, onca yolu uyuyarak nasıl gittin mübarek. Bu nasıl iştir?’ diyerek şaşkınlıkları ayyuka çıktı. Ve ekledi Mustafa ‘o ağılda besmele çekince uyanman tuhaf, hiçbir anlam veremiyorum’ Sessizlik çöktü odaya.

Yaşadığı olayın etkisini uzun süre üzerinden atamayan Murat, söz verdiği gibi av sporunu tamamen bıraktı. Yine bazı zamanlarda uyur gezer halleri olsa da hiçbir olay o gece yaşadığı kadar tesir bırakmadı üzerinde.       

Azim Özkaya

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu