Deneme

Çırpınış!

Bunca zaman yazdım çizdim düşündüm… Bir sona mı hazırlanıyorum içten içe? Sürekli hatıralarımın gözüne bakarken buluyorum kendimi. Bazen bir yüzde, bazen bir eşyada çoğu zaman bir kelimede… Çok yazdım… Kelimelere artistçe sahip olduğuma inandığım toy, deli yahut aşkın zamanlar yaşadım. Şimdi de hangi kelime anlatırdı beni diye düşünüyorum; şükür fikir kir gibi kafiyelerle ilerleyebilirim… 

Fakat hangi kelime hayatımda tanımadığım ve bilmediğim şeyleri öğretti, sonra da beni kendine benzetti, aynam oldu diye düşünüyorum… Aşk, dava, aksiyon… Afili kelimeler tabii ama sadece aklıma geliyorlar, onlar da değil…

Ne öyleyse? Neşe, kâm, nârâ, fetih, macera, dava… Davayı iki kere söyledim çünkü -öyle- hepimizin hayatı talik yazı gibi yakasından takılı o askıya…

Fakat onlar da tırnak içinde basmakalıp geliyor, çünkü insan büyük hayallere, devasa ideallere sahip olsa da daha basit yaşar bu hayatta!

O halde, kelimem kesinlikle ‘talbınma’… Kulağa da tanıdık gelmiyor! Bilmediğim ama bulduğumda işte bu beni anlatıyor, dediğim kelime… Hemen hemen çeyrek asırdır bu kelimeyle yaşamaktayım. Tam bir perişanlık gibi de değil, tam bir ümit yurdu da… Ama o arada bir yerde, sürekli hareket halinde ve  tetikte… Batmak da var çıkmak da! Şimdi etimolojisine inemem ama dibini de bulamadığım, hakikatin künhüne varamadığım şu ömrümde, bırakalım kelimeyi de ilmi ile değil, hissettiğim kadarıyla açıklayayım; o kadar ruhumu yansıtıyor ki bu talbınma… Romantik bir söylenişi yahut çok da şiirsel bir esintisi yok ama bir Hazretin, Yûnus Emre’nin şiirinde rastladım ömrümde ilk defa ona. Türkçe: 

“Deli gibi talbınma, ey bî çare battın tut!” buyuruyordu. Buyurmaktı bu. Nasihat hakikat hikmet doluydu. Açık net tecrübe ile sabitlenmiş, ilmedilmiş bir evliya lokması. Yut ve şifa…

Talbınmak, çırpınmak demek. Kanatlar çırpınır. Rüzgarın ağzına düşen deniz çırpınır. İnsan da yüzme bilmese suda çırpınır. Kalp de deniz gibidir, çeşitli duygularla debelenip, çırpınır durur.  Şarkıda Karadeniz çırpınır… Bayrak da dalgalanır, çırpınır… Hasılı bu talbınmak sözü, krater avcundaki taslara dolan, buzul sularıyla dolu kalbimin Çoruh gibi çırpınışını anlatıyordu. Bu çırpınışlar bazen havayı yutup suya katacak, bazen uçan kuşu ağzıyla tutacak cinsten… Gah hırçın ve dengesiz, gah bir minyatürün dalgaları kadar simetrik, stilize… 

Kalp çarpması da kuvvetli bir çırpınma gibi, dalgalar ve rüzgarlar taşıyan bedenin dört hıltını da akışında toplayarak güp güp etmesi!  Düşününce sahiden acayip bir şey… Hiç durmadan dönen ‘hayat’ dediğimiz zamanın içinde, varsayılan dönüş rutininin dışında bir çırpınış! Çabalama! Gayret gibi kanada gelememiş, çalkantı hali…  Bülbülün bilip gülün bilmediği; Leylalık değil Mecnunluk bir mevzu…

Hem çok hareketli girdaplara götürecek kadar telaş ihtiva eden bir kelime, hem de bu çırpınış dedikleri aşk yahut idealler mevzubahis olduğunda oldukça sıradan, adeta bir klişe! 

Yüzmeyi bilmeyen, bahrîlikten anlamayan tabi ki talbınacak! 

Davası için fikir çileleri çeken, bir bayrak gibi elbette çırpınacak! 

Evet yaşaması çok zor böyle şeyleri, ancak yaşayan bilir ama tam da olması gerektiği gibi! 

Zira bu talbınmak, dünyaya gelmenin semeresi! 

“Çün denize gark oldun, boğazuna geldi su Deli gibi talbınma iy bi-çâre batdun tut”

İlim denizlerine dalan, bu mahir dalgıç kuşlarının, çıkarıp çıkarıp kulağımıza taktığı şu iri inciler olmasa, kendimizi ne ile ifade, ne ile teskin ederdik bilmiyorum. İfade de buluyoruz şükür, düşünmeye fırsat veren bir sükûnet de…Himmetleri üzerimize olsun…

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Ayşe Çamoğlu

Şair, Seyyah, Kemankeş, Aşçı, Kat’i

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu