
Kameranın arkasındaki rasyonel zihnin, antik dünyanın kaotik rüzgarlarıyla karşılaştığı o nadir anlardan birindeyiz.
Christopher Nolan, Batı edebiyatının o kurucu, sarmal ve karanlık dehlizine, Homeros’un Odysseus’una adım atıyor. Bir modern sinema dehasının, zamanı ve elementleri bizzat dize getirerek inşa ettiği o görkemli ve gerçekçi antik dünya tasavvurunun perde arkasını bu yazıyla aralıyoruz.
Tarihsel Arka Plan ve Projenin Kaçınılmaz Doğuşu
Yıllar önce, Homeros’un muazzam hikâyesinin hemen evvelini, yani İlyada’yı temel alan Troy filminin yönetmenliği için adı geçen Christopher Nolan, son anda rotasını değiştirip bizi Gotham’ın karanlığına Batman Begins’e davet etmişti.
Sinema tarihinin tesadüfleri bununla sınırlı kalmadı. Oceans serisinin ana karakterlerini Brad Pitt, George Clooney ve Matt Damon canlandırmıştı ve o dönem Brad Pitt Troy’un başrolündeydi. Odysseus’un serbest ve müstakil taşra uyarlaması olan Coen kardeşlerin O Brother, Where Art Thou? filminin başrolü George Clooney’e emanet edilmişti. Clooney’in, filmdeki muzip karakteri, Homeros’un kurnaz kahramanı Odysseus karakterinin doğrudan izdüşümüdür. Yıllar sonra, Nolan’ın bu hakiki Odysseus adaptasyonunda Matt Damon ise Odysseus rolüyle karşımıza çıkmıştı.
Batı edebiyatının temel taşlarından biri olan Odysseus; mitolojik tanrıların gölgesinde kıvranan insanı, canavarları, tuhaf ritüelleri, misafirlik ananelerini ve kanla sulanmış şarap denizlerini barındıran 12.109 mısralık, dur durak bilmez bir hikâye, daha doğrusu destandır.
Nolan’ın imzası haline gelen o sarmal, doğrusal olmayan, zamanı büküp yeniden inşa eden hikâye üslubu için bundan daha mükemmel bir kaynak metin düşünülemezdi. Nolan’ın bu destanı beyaz perdeye taşıması, sinema tarihi için aslında gecikmiş bir mukadderattı.
Kader mefhumu, Nolan sinemasının en sevdiği oyun kurucudur.
Nolan’ın sineması, insan iradesinin zamanla ve mekanla yaptığı o sessiz ama amansız savaştır. Odysseus ise bu savaşın edebiyattaki ilk ve en meşhur kahramanıdır.
Oyuncuların Fedakarlıkları
Nolan’ın setinde illüzyona yer vardır ama sahteliğe asla geçit verilmez. Ünlü yönetmen, saç tasarımcısı Gloria Casny’ye tek ve kesin bir talimat iletti: “Kesinlikle peruk kullanılmayacak.” Tunç Çağı üzerine yapılan derinlemesine tarihi araştırmalar, antik Yunanistan’da berberlik müessesesinin mevcut olduğunu ve erkeklerin kısa, katmanlı saç kesimlerinin tarihi açıdan son derece gerçekçi durduğunu doğrulayınca bu katı kural tüm kadro için uygulanabilir bir standarda dönüştü.
Odysseus karakterine hayat veren Matt Damon, rüzgara, tuzlu suya ve zamana direnen o meşhur sakal için aylarca traş olmadı. Damon, daha önce hiç bu denli uzun bir sakalla kamera karşısına geçmediğini belirterek bunun kendisi için adeta fiziksel bir meydan okuma olduğunu itiraf etmiştir.
Öte yandan, Odysseus’un mürettebatını canlandıran oyuncular için de kolay bir süreç olmadı. Onlardan istenen, kürek çekmenin veya yelken açmanın “film versiyonunu” oynamaları değil, o devasa kürekleri bizzat omuzlamalarıydı. Açık okyanusta bir antik gemiyi sadece kas gücüyle hareket ettirmenin yıpratıcılığını bedenlerinde hissettiler. Saniyede yüksek hızla hareket eden bir küreğin suya kontrolsüzce çarpmasının kaburgaları kırabileceği veya bir insanı denize fırlatabileceği gerçeği, filmde sadece bir dramatik unsur değil, bizzat tecrübe edilmiş bir tehlike olarak yer buldu.
Sadakat ve bekleyişin sembolü Penelope rolündeki Anne Hathaway ise, saraydaki o ünlü dokuma sahnelerini layığıyla canlandırabilmek adına Kuzey Kaliforniya’da bir dokuma ustasıyla haftalarca çalıştı. Basit tezgahları aşarak antik dönemin o karmaşık ve devasa dokuma tezgahlarında profesyonelce çalışmayı öğrendi. Hathaway’in parmaklarındaki her hareket, tarihin tozlu sayfalarından süzülüp gelen birer gerçeğe dönüştü.
Set Tasarımı ve Kostümler
Görsel dünyada Nolan’ın gerçekçilik arayışından, kostüm tasarımcısı Ellen Mirojnick de nasibini aldı. Kostüm ekibi, sinema filmlerindeki o alışılagelmiş, parlak ve steril bronz zırh estetiğini tamamen reddetti. Bunun yerine Akdeniz güneşi altında solan boyaları, tuzlu suyun bronz zırhlardaki aşındırıcı ve yeşilimsi tesirini, keten kıyafetlerin yıllar neticesindeki yıpranmışlığını incelediler. Metalin o karanlık, oksitlenmiş ve darbe almış dokusunu elde etmek için her bir parça kimyevi reaksiyonlar ve fiziki darbelerle tek tek elle eskitildi. Çünkü Odysseus’un yolculuğu, kıyafetlerin de kaderiydi.
Mekan seçimlerinde de aynı tavizsiz tutum sergilendi. Odysseus’un en karanlık durağı olan Ölüler Diyarı (Hades) sahneleri için Akdeniz’in sıcak iklimi terk edilerek Haziran ayında İzlanda seçildi. Gece yarısı güneşinin o tekinsiz, gün boyu süren loş ışığı altında, rüzgarlı ve yağmurlu şartlarda çekilen bu sahneler, Odysseus’un evinden olabildiğince uzak ve yabancı hissetmesini sağlamıştır.
Odysseus’un ana gemisi için ise CGI kolaycılığına kaçılmadı. Yapım ekibi, Norveç’in Stavanger kentinde, antik döneme has malzemelerden inşa edilmiş ve daha önce Atlantik Okyanusu’nu iki kez aşmış olan tam ölçekli bir uzun gemi olan Draken’i bularak çekimlere dahil etti. Gemi, kendi profesyonel yelken mürettebatıyla birlikte kameranın önünde rüzgara meydan okudu.
Teknolojik İhtilal: Pyrahedron ve Saf IMAX Tecrübesi
Christopher Nolan ve görüntü yönetmeni Hoyte van Hoytema, bu filmle sinematografi tarihine yeni bir sayfa ekliyor.
Truva’nın o devasa yangın ve gece sahnelerini gerçek ateş kullanmadan, ancak onun o organik ve titrek ışığını birebir koruyarak aydınlatmak için “pyrahedron” adını verdikleri özel cihazlar tasarladılar. Altıgen şeklinde dizilmiş LED hücrelerinden oluşan bu üçgen devre kartları, sette binlerce adet kullanılarak o benzersiz antik yangın atmosferini güvenle ve aslına uygun şekilde meydana getirdi.
Daha da önemlisi, bu yapım tamamen IMAX 70 mm film kameralarıyla çekilen ilk uzun metrajlı sinema filmi olma unvanını taşıyor. Nolan’ın talebi doğrultusunda IMAX firması, önceki standartlardan daha hafif ve en önemlisi %30 daha sessiz olan yepyeni 70 mm kameralar geliştirdi. Büyük ve hantal IMAX kameralarının sebep olduğu o meşhur göz teması problemini aşmak için ise, oyuncuların karşılıklı sahnelerde birbirlerini doğrudan görmelerini sağlayan özel bir ayna sistemi mühendisliği geliştirildi.
Orkestrasız Bir Antik Çağ
Nolan’ın müzikal tercihi de ezber bozucuydu: Filmde tek bir modern senfonik orkestra enstrümanı kullanılmayacaktı. Besteci Ludwig Göransson, müzik tarihçileriyle iş birliği yaparak günümüzde artık unutulmuş olan antik flüt aulos ve lir enstrümanlarını yeniden canlandırdı. Soundtrack tamamen bronz gonglar, lir ve aulos gibi antik Yunan tınılarının o çiğ, mistik ve tekinsiz ritimleriyle örüldü.
Kyklop’un Uyanışı
Mitolojik canavar Kyklop (Polyphemus) ise yeşil perdenin ucuzluğuna kurban edilmedi. 6×6 metre boyutlarında devasa bir antropomorfik animatronik kukla olarak inşa edildi. Karakterin arkasındaki fiziksel performansı, daha önce Interstellar filmindeki modüler robotlara da hayat veren Tony ödüllü pandomim sanatçısı Bill Irwin üstlendi.
Tekerleksiz Truva Atı
Nolan’ın Truva Atı tasarımı ise bilinenin aksine tekerleksiz olarak inşa edildi. Deniz tanrısı Poseidon’a sunulan bir adak olarak tasarlanan bu muazzam at, düz bir ovada durmak yerine kıyıya vuran dalgaların arasında yavaş yavaş batmakta olan tekinsiz bir formda sunuldu. Bu estetik tercih, antik aldatmacayı günümüz seyircisi için çok daha inandırıcı ve ürpertici bir safhaya taşımaktadır.
Film Tahlili Yakında…
The Odyssey filminin perde arkası bu şekilde. Gişe Sineması ile Saf Sinema’yı bu kadar yakınlaştırmayı başarabilen bir yönetmen şimdiye dek olmadı. Tahminen gişe rekorları kıracak bu film hakkında sıkıcı bir film diyenlere de çok rastlayacağız. Hikâyenin işlenişi, Yönetmenin maksadını beyaz perdeye ne kadar aksettirebildiği, sinematografi, oyunculuklar, anatema ve alt metin vecheleriyle ele alacağımız filmin tahlili için takipte kalınız.
——-
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.