KitapTahlil

Demdârân Üzerine

Buluttaki damladan ummana, ummandan tufana… Buhara’da yazılan bir muskanın refakatinde, ejderhaların inine gönüldeki anahtarla dalmaya, zamanın ve mekanın sınırlamasına kanmadan süren soluksuz bir macera…

Geçmişten günümüze, günümüzden de geleceğe uzanan bu eser edebi açıdan oldukça zengin ve doyurucu. Yazarın özgeçmişine kısaca bakıldığında ne kadar donanımlı bir kalemden çıktığı bir kez daha anlaşılıyor.

Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümde muskanın hikayesini ve vazifesini öğreniyoruz. Savaş sebebiyle vatanından ayrılmak zorunda kalan bir çocuğun, diyar diyar gezerek kök salma çabasına ve bu süreçte yaşanan kayıplara eşlik ediyoruz. İkinci bölümde muskayla münasebetimiz biraz daha derinleşiyor bol bol gezip yeni yerler keşfediyoruz. Her şeyin bu kadar hızlı ve aceleyle yaşanmasına biraz şaşırıp artan tempoya ayak uydurmaya çalışıyoruz. Sanki bu çocuğun ideallerine ömür süresi yetmeyecekmiş, bir saniyeyi bile boşa harcarsa çok büyük şeyler kaybedecekmiş gibi hissediyoruz. İdealleri çok büyük ve hayalleri uçsuz bucaksız. Ayakları yere basmıyor. Belki de basamıyor çünkü ayakları nereye basacak olsa orası kayıp gitmiş. Kendine kayıp gitmeyecek bir şey inşa etmeye çalışıyor. Ama yine oradan oraya koşturuyor.

Paradoksun içinde buluyoruz kendimizi. Tam inşa ettim her şey tamam demesini heyecanla beklerken, bu kez daha büyük kayıyor. Demek ki ayaklarının basacağı zemin bu dünyada bir yer değil. Bütün bunlar ona kalıcı değil geçici ve bir aracı olduğunu gösteriyor diye düşünüyoruz. Üçüncü bölümde ise kendimizi gelecekte, distopik bir evrende buluyoruz. Tempo son bölümde daha da artıyor. Muska el değiştirdikçe muskanın geldiği yeri hiç unutmuyor geçmişle bağımızı hep canlı ve güçlü tutuyoruz. Muska geçmişle gelecek arasındaki köprü vazifesini kusursuz bir şekilde yerine getiriyor. Bu sayede inanç ve fikirlerin insan ömrüyle sınırlandırılamayacağını açıkça idrak ediyoruz. İnsanların geçiciliğini, önemli olanın muska metaforuyla anlatılan bütün her şey olduğuna çok güzel vurgu yapılıyor.

Muska görünmez bir kalkan gibi karakterlerimizi koruyor aslında. Bir çeşit iç ses sanki vicdanının sesi gibi bol bol fısıldıyor. O fısıltılar biz okurlara da çok güzel dersler veriyor. İnsanın başıboş yaratılmadığını, her hareketimizden mesul olduğumuzu, bir adım bile atarken düşünmemiz gerektiğini gösteriyor ve harika bir çerçeve çiziyor. Muska öğretileriyle form değiştirip adeta kulaklarda küpe şeklini alıyor.

Kitapta mekan da sık sık değişiyor. Savaşın ortasındayken bir anda kendimizi bambaşka bir ülkede buluyoruz. Bir süre çöldeyken bir gün soğuk bir iklimde, bir gün de denizin ortasında can pazarında, bir gün namlunun ucundayız derken bambaşka bir zamanda bir distopik evrende devam ediyor yolculuğumuz. Kitapta tasvirler o kadar başarılı ki okurken adeta yaşıyoruz. Gurbetteki yalnızlığı iliklerimize kadar hissediyoruz. Sıcak bir dost eli arıyoruz. En çaresiz anımızda bizi hayata bağlayan kişilerin varlığına şükrediyoruz. Dünyanın bir ucundaki karşılaşmalar üzerine düşünüyor tesadüf mü kader mi anlamaya çalışıyoruz. Mekanların hızlı değişimine ayak uydurduk derken bu kez zaman değişiyor, kendimizi 400 yıl sonrasında buluyoruz.

Gelecekte yaşananları okuduğumuzda, dünyanın hiçbir zaman dört dörtlük olamayacağını bir kez daha idrak ediyoruz. Teknoloji hızla ilerlerken çöken bütün insani değerler üzerine bol bol kafa yoruyoruz. Bu tezatlığa hayret ediyoruz. Kitapta başta muska olmak üzere pek çok metaforla karşılaşıyoruz. Bazı bölümlerse adeta bulmaca gibi… Defalarca okuduktan sonra sırrına erebiliyoruz.

Kitap psikolojik tahliller açısından da oldukça başarılı. Sıkça yer verilen metaforlar kitaba derinlik katmakla birlikte yazarın iç dünyası hakkında da ipuçları veriyor. Birkaç yerde geçen “kor alevden halılar” bir bedelle geçilmesi gereken zorlu eşikleri işaret ediyor. Eğer geçilmezse yakıp kül edebilir. Geçildiğinde de insanı dönüştürdüğü, bir geçenin artık bir daha aynı kişi olamayacağı aşikar. Kitaptaki bazı yerlerde olayların aceleyle yaşanmasını da kor alevden halılara bağlamak mümkün.

Bir de ejderhaların ini mevsuzu var. Yazar her ejderha ini dediğinde, anahtarın kalbimizde olduğuna işaret ediyor. Ejderha bir düşman mı, hazinenin bekçisi mi yoksa yüzleşilmesi zor gerçeklerin ya da yaşantıların, travmaların bir temsili mi? Her ne ise anahtarın bizde olduğunu bilmek güven verici. Bir de ustaca yazılmış ve kitabın kalbi diyebileceğimiz kule metaforu var. Kulenin bodrumuna 40 yıl süren bir yolculuk, bu yolculuk esnasında önümüzde bir rehber ardımızda düşmanlar… Merdivenleri yıkılan duvarları dökülen, zincirlenmiş perişan halde bir sürü insana ev sahipliği yapan kule… Neyi aradığımızı bilmeden çıktığımız bu yolculukta en önemli yoldaşımız yine muska. İçsel kavgaların, keşiflerin, kabullerin, umudun-umutsuzluğun, peşimizden koşan ölüm gerçeğini göz ardı etmeden yaşanan dönüşümün ve aydınlanmanın harika bir tezahürü.

Kitabın son bölümündeki distopik evren de sosyolojik açıdan düşündürücü. Başa geçen gökkuşağı ailesinin neyi temsil ettiği hepimizin malumu… İlerleyen teknolojiye rağmen yıkılan değerler dünyanın gidişatını gözler önüne seriyor. Ama dünya yerle bir olsa da muskanın hala bizimle olduğunu biliyoruz.

Romandaki karakterlerin hikayeleri en can alıcı yerlerde bitiyor. İsim ve şekil değişse de kor ateşten halılar aynı. Hayatın içinde bir sürü şey yaşanıyor. O anın içindeyken çok zor ve belki hiç geçmeyecek gibi geliyor. Ama ömür bittikten sonra gelecek nesillere taşınan muska metaforu üzerinden anlatılan fikir ve inanç… İnsanların yaşamlarının bu meşaleyi yanar halde tutmak için birer araç olması fikri ince ince işleniyor. Muska kime geçerse geçsin o hep aynı muska. Kıymeti ve öğretileri baki… Bu kitap insanın ömrüne nasıl bir anlam katabileceğine harika bir örnek teşkil ediyor.

Yazar kitapta kendine 73 yıl ömür biçse de bu zamanı şimdiden hem yaşadıkları hem başardıkları hem de açık yüreklilikle aktarıp bize ders olan yaşayamadıklarıyla, hayatlarımıza ektiği ve yeşeren tohumlarla şimdiden çoktan aştığını görüyor, yaşıyor ve hissediyoruz.

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Nukte UYSAL

Diş Tabibi. Edebiyat Talebesi. Modern Nakış Sanatçısı. Okur. Anne.

4 Yorum

  1. Gerçekten okudukça derinleşen bir kitaptı Demdaran, kitabın kapağı oysa ne kadar da tezat ve sıdadan duruyordu, ilk şaşkınlığı muskayla tanışınca geçirdim okur olarak 🎈 kapakta da ince bir sanat var sanki hal diliyle zahir ve batın farkına işaret🌱 Eline kalemine sağlık demdaran yazıları devam edecek çok mühim

  2. Değerli yorumunuz ve desteğiniz için çok teşekkür ederim Meva ablacığım

  3. Demdaran kitabı bundan daha güzel tahlil edilemezdi. Kaleminize, emeğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu