ToplumFikir

Kayıp Nesiller ve Toplumsal Sorumluluğumuz: Nerede Yanıldık?

Nerede Yanıldık?

Merhaba kıymetli dostlar.

Malumunuz geçtiğimiz günlerde önce Şanlıurfa sonra Kahramanmaraş illerinde yaşanan acı hadiseler, toplumun her kesiminde derin yaralar açan ve hepimizi tabir yerindeyse şapkamızı önümüze koyup düşünmeye sevk eden birer uyarı levhası niteliğindedir. Bendeniz de âcizane eli kalem tutan sıradan bir vatandaş olarak yaşanan bu acı olayları referans alarak farklı cihetlerden yaklaştığım bir yazı kaleme almak istedim.

Yaşanan hadiseler geleceğimiz olarak baktığımız çocuklarımızın ve onların üzerinde sayılamayacak emekleri olan öğretmenlerimizin yine çocuklar tarafından hedef alındığı hadiselerdi. Evvela saldırılarda vefat edenlere rahmet, yakınlarına ve milletimize baş sağlığı diliyorum.

Öncelikle, bu vahim hadiselerden evvel neleri atladık, kulak arkası ettik, görmezden geldik, bu konulara değinmek istiyorum. Evde anne-baba otoritesi sarsılırken sessiz kaldık. Okulda öğretmenin, sokakta polisin otoriteleri sarsılırken sessiz kaldık hatta bazılarında payımız bile oldu. Bizden önceki nesillerin de evlatları vardı. Evlat sevgisi olması gerektiği kadardı. Ama şimdi evlerde adeta kendi isteğimizle evlat değil prensler, prensesler yetiştirmeye başladık ve onlar da kendilerine verilen bu ünvanları (!) layıkıyla kullanmayı çok iyi bildiler. Sonra büyüdüler, okula başladılar. Bir sürü prens, prenses bir araya gelince öğretmenin, müdürün otoritesini sarsmaya kalktılar. Hatta hedeflerine ulaşmak için ailelerini de işin içine katıp öğretmenlerin üzerine yürüdüler. Eskiden “Öğretmene saygısızlık yapılmaz, dersini dinleyeceksin, öğretmeninden şikâyet gelmesin” sözleriyle eğitim hayatı devam eden çocuklar, şimdi “Sana kimse bir şey söyleyemez, öğretmenin de dâhil, en ufak olayda haberimiz olsun biz geliriz öğretmeninle görüşürüz.” gazıyla okula gelince öğretmen otoritesinden bahsetmek de hayal oldu haliyle. En ufak şikâyetlerle, haklarında soruşturma açılan öğretmenlerin de, halet-i ruhiyelerini takdirlerinize bırakıyorum. Şimdi yukarıda bahsettiğimiz nedenlere ilave olarak nerelerde, ne gibi eksiklik veya hatalarımız oldu şöyle bir bakalım:

Otorite Kaybı: Anneye, babaya ve öğretmene duyulan saygının “özgürlük” adı altında aşındırılması, gencin rehbersiz kalmasına neden oldu. Saygı ve sevgi bağları zayıflayınca haddi aşmalar ve sınır tanımamazlık adeta moda oldu.

Kimliksizlik ve Değer Erozyonu: Modernleşme adı altında geleneksel ve manevi bağların zayıflaması, çocukları “hiçlik” duygusuna itti. Kendini ait hissedeceği bir değerler silsilesi bulamayan genç, kimliğini sanal dünyadaki karanlık odaklarda aradı. Sanal âlemdeki hayatın sanallığı ile gerçek hayatın gerçekleri arasındaki farkı fark edemeyen çocuklar, kendilerine ve başkalarına nasıl zararlar verdiklerini idrak edemediler.

Sosyal Medya ve “Yeraltı” Grupları: Denetlenemeyen yasaklı siteler ve kapalı gruplar, gençleri manipüle eden dış mihrakların adeta av sahası haline gelmiş durumda. “Kendini ispat etme” güdüsü, bu mecralarda şiddetle harmanlanarak bir kahramanlık gibi sunuldu. Aidiyet problemi yaşayan çocuklar adeta “işte ait olduğum yeri buldum” dercesine bu sanal âlem tuzaklarının kolay lokması haline geliverdi.

Aile – İlk ve En Önemli Kale

Varlık İçinde Yokluk: Çocuğun eline tablet vererek sağlanan fiziksel konfor, duygusal boşluğu doldurmadı. “Her istediği yapılan” ama milli ve manevi terbiye ile donatılmayan çocuk, sınır tanımamayı öğrendi.

Zaman ve Kalite Sorunu: Aileler çocuklarıyla aynı sofrada otursa da zihinler başka yerlerde misafir oldu. Onlara zaman ayırmamak, onları başkalarının ellerine ve fikirlerine terk etti. Çocuklar, kaliteli yalnızlığın ne olduğunu bilecek yaşta olmayınca, kalitesiz kalabalıkların birer ferdi oldular.

Devletin Otoritesi ve Kanunların Caydırıcılığı

Kanuni Boşluklar ve Caydırıcılık: Suç işleyen çocukların “Nasıl olsa ceza almam” algısına kapılması adalete olan güveni sarstı. Cezaların ıslah edici olmaması ve çocukların pişman olmalarına fayda sağlamaması, hem çocuklarda istediklerine kanuni veya kanunsuz yollardan ulaşma isteğini artırdı hem de bazı kötü niyetli kişi ve gruplar tarafından çocukların kendi kötü emelleri doğrultusunda kullanılmalarının yolunu açtı. Kanunların, suçun vahametiyle orantılı ve ıslah edici bir sertlikte olması elzemdir.

Çözüm – “Bundan Sonra Ne Yapmalı?”

Ailelerle gerekirse tek tek görüşülmeli. Anne, baba ve çocuklarla iletişime geçilmeli. Anne-babalardan çocuklarıyla alakalı gerekirse psikologlar eşliğinde bilgi alınmalı. Ailelerden alınacak bilgiler doğrultusunda çocuklar değerlendirilmeli ve yine aileden anılan onay ile çocuklar devlet tarafından yetkili mercilerce her anlamda (nerede vakit geçirdiklerinden tutun kullandıkları bilgisayar ve cep telefonlarına kadar ) takip edilmeli. Anne babaların, çocukları hakkında yanlış bilgi vermeleri ve takip edilmesi gereken çocukları hakkında ilgili beyanı yetkililere vermemeleri halinde, çocuğun dışarıda karışacağı bir olaydan anne babaların da aynı oranda bire bir mesul olması gibi tedbirlerin bir an evvel alınması gerekiyor. Devletin bu işle ilgilenecek olan biriminin özel bir birim olması, partiler üstü bir birim olması, kimseyi ayırmaksızın ve kayırmaksızın herkesin tek tek kayıtlarının tutulması gerekmektedir. Çocuklarla ilgili bu tür kontroller, okullarda da sık aralıklarla rehberlik birimleri tarafından yapılmalı ve rehberlik birimi tarafından izlenen ve takip edilen çocuk; yukarıda bildirdiğimiz yetkili mercilere havale edilmelidir.

Okullarda sadece akademik başarı değil, merhamet, saygı ve vatan sevgisi gibi temel insani değerler merkeze alınmalı. Acilen anaokulundan itibaren eğitimin her kademesine zorunlu ‘Adab-ı Muaşeret’ dersleri getirilmeli. Bu alanda önce mevcut kadrolarla yola devam edilirken bir yandan da eğitimleri verebilecek ehil kadrolar yetiştirilmeli. Adab-ı Muaşeret dersleri diğer bütün derslerin üstünde tutulmalı; bu dersten kalan öğrenci diğer derslerindeki başarı durumuna bakılmaksızın sınıf tekrarına bırakılmalı. Böyle bir düzenlemeye mutlaka itirazlar olacaktır. Yasal olarak itirazın önü kesilmeli. Çocuğunun bu dersi zorunlu olarak almasını istemeyen ailelerin çocuklarının devlet okulları ve özel okullarda eğitime devam etmesine müsaade edilmemeli ve aileler hakkında da adli işlem başlatılmalı. Gençlere sadece yasaklar değil, tutunabilecekleri bir gelecek ve vizyon sunulmalıdır.

Devlet eliyle “bilinçli ebeveynlik” programları yaygınlaştırılmalı.

Dijital Seferberlik başlatılmalı. Sadece yasaklamak ve denetlemek yetmez; güvenli internet alanları ve milli dijital içerikler teşvik edilmeli. Sosyal medyanın bir ahlaksızlık, şiddet, fuhuş merkezi ve milli-manevi değerlerin baltalandığı yerler olmasına müsaade edilmemeli.

Beyinleri ve kalpleri uyuşturan, işlenen suçların ifşa edildiği ve adeta normalleştirildiği her gün aynı vakitte farklı farklı kanallarda yayınlanan gündüz kuşakları kaldırılmalı. Dizi, film ve müzik sektörü de sıkı şekilde takibe alınmalı. Kesinlikle milli ve manevi değerleri ihlal eden ve şiddeti, ahlaksızlığı teşvik eden film, dizi, müzik, yarışma vs. müsaade edilmemeli. İhlaller çok ağır şekilde cezalandırılmalı. Televizyonlardaki şiddeti özendiren yapımlara ve sosyal medyadaki kontrolsüzlüğe karşı devletin “kadife eldiven içindeki demir yumruğunu” hissettirmesi gerekir.

Cezaevi şartları ve cezalar ağırlaştırılmalıdır. Cezaevleri sadece koğuşta yatılan yerler olmaktan çıkarılmalı, mahkûmlardan istifade edilmeli gerekirse ağır işlerde çalıştırılmalı hiç kimse “Girdim, yattım, çıktım, gerekirse tekrar girerim.” düşüncesi taşımamalı. Cezaların ağırlaştırılması caydırıcılığının olması; suç işleyenlerin toplumca kahraman ve her istediğini yapabilen kişi gibi gösterilmesinin önüne geçecektir.

Alınacak olan bu tedbirler sayesinde çocuklarımız ve gençlerimiz hem onları kandırmak isteyen kötü niyetli kişilerin oyuncağı olmaktan korunacaklar hem de şımarıklığın ve sınırsız özgüvenin kendilerinin başına ne işler açabileceğini bizzat görebilmelerini sağlayacaktır. Mevcut neslin kanun tanımazlarının cezalarla ıslah edilmesi, gelecek neslin eğitim ile terbiye edilmesi büyük önem arz etmektedir.

Peki bunları yapmak kolay mı? Kolay demedim ama Devlet olmak demek yaşanan her probleme ayrı ayrı anında aksiyon alabilmek demektir.

Velhasıl; aşağıdaki şu son cümle belki de her şeyi özetlemeye kâfidir.

“Bir çocuk katil oluyorsa, o mermiyi sadece o değil; ilgisiz kalan anne-baba, değer öğretmeyen okul, denetlemeyen devlet ve sessiz kalan toplum hep birlikte namluya sürmüştür.”

___________-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Abdülkadir TÜRKÖLMEZ

Tarihçi. Edebiyat. Şiir. Seslendirme. Tefekkür. Sağlık Memuru.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu