
Rahmetli anneannemin bir sözü vardı: “Malım, seni vereyim de mi kötü olayım yoksa vermeyeyim de mi?”
Çocuk aklımla hep bu soruyu neden sorduğunu düşünüp, böyle bir fikre kapıldığı için rahmetliyi bir nebze de olsa kınardım. Oysa ki oldukça eli açık, veren el olma yolunda çok gayretli bir hanımdı. Zaman zaman insanlardan yorulunca böyle düşünürdü.
Şimdi bakıyorum da yaş almak ve hayat tecrübesi edinmek, insanı besleyen ve olgunlaştıran bir süreçmiş. Yaşadıkça öğrendiğimiz birçok konu gibi, neredeyse her olumlu davranışımızda bizleri de anneannemin düştüğü ikileme düşüren haller yaşıyoruz.
Maalesef günümüzde bizim iyilik dediğimiz haslet, çok başka anlamlar ifade ediyor. “Sana taş atana ekmek at” diyenlere çok da masumane bakılmıyor. İyilik yaptığı halde karşılık alamayanlara müthiş öğütlerle bu “yanlışından” dönmesi tavsiye ediliyor. Ve hatta herhangi bir iyilik görmeden olumlu davranış gösterilmesi esefle kınanıyor.
İnsanı ayakta tutan en önemli değerler, inandığı ve manevi olarak beslendiği değerlerdir. Çünkü hiçbirimiz yalnızca etten kemikten yaratılmadığımız için kalbimizi asıl tatmin eden, ruhumuza kattıklarımızdır. Varoluşsal olarak kalbimizi iyilik ve güzellikler doyurur. Peki kalbimizin sesine ne kadar kulak kesiliyoruz?
Yaşadığımız bu yeni dünya düzeninde kalbinin sesini dinlemek oldukça zor, kabul ediyorum. İyi insan olmaya çalışma yolunda önümüze yakından ve uzaktan birçok engel takılabiliyor. Yaptıklarımızdan pişman olabiliyoruz. Bin kere tövbe etsek, bin kere yaptığımızdan dönsek, yine de birçoğumuzun içindeki iyilikle kötülük savaşıp duruyor.
Lakin bu düzene kapılıp gidecek değiliz. Hele ki içimizde iman ve itikat taşıyorsak, bizi kötülük yapmaktan alıkoyacak, iyiliğe teşvik edecek çok fazla örnek var önümüzde.
Başta ilahi rehberimiz Kur’an-ı Kerim ve son Peygamberimiz Aleyhisselam’ın sünneti bize alışıldık şekilde ışık tutuyor. Kur’an’da iyilik üzerine birçok ayet ve Peygamberimiz Aleyhisselam’ın sünnetinde bu konuda birçok örnek var.
Peygamber Efendimize iyilik nedir diye sorulduğunda: “İyilik, göğsünün genişleyip ferahladığını hissettiğin şeydir. Günah ise, insanlar (o işi yapman hususunda) sana fetva verseler bile, içini tırmalayıp rahatsız eden şeydir!” diye cevaplamış. Buradan da anlaşılıyor ki insan, iyilik üzerine yaratılmıştır. Kötülük, insanın üzerine oturmayan elbise gibi rahatsız edicidir.
Ankebut Suresi 58 ve 59. ayetlerde: ”İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükafatı ne güzeldir! Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.” buyurulmaktadır.
Demek ki Yaratıcımız bizi iyilik üzere görmek istiyor. O halde hayat düsturu olarak; bize karşılığında gösterilen tavra aldırış etmeden, ki bu çok zor bir iştir, iyilik etmek üzere davranmalıyız. İçimizden gelmese bile, Yaratıcımız’ın rızasını kazanmanın dünyadaki her şeyden daha kıymetli olduğunu anladığımızda, zaten başka türlü davranma isteğimiz kalmayacaktır.
Yaşantımız eğer yol ayrımlarından oluşuyor ve her ayrımda bir seçim yapmamız gerekiyorsa; ahirette güzel mükafatlar almak, Rabbimiz’e güvenip dayanmak için güzel ve iyi işler yapmaya daha meyilli olacağız demektir. Rabbim hepimizin yardımcısı olsun…
——
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.