Hikâye Yarışması (Toplam Ödül 18.000 TL)
Deneme

Aynaya Bırakılan Miras

İçine düştüğümüz bu alemin sınırlarını çok geç kavrıyoruz. İnsan; yaşadıklarının, gördüklerinin bir toplamı…

Çocukluk dönemi bir hazırlık dünyaya geliş için. Kendisi değil. Çocukluk bittiği an atılıyoruz bu aleme. Ergenlikteki o anlamsız ızdırapların, çekilmez tavırların sebebi de bu belki. Hayatın şoku!

Çocukluk döneminde şu koca dünyanın sade, bayat bir replikası karşılıyor bizi. Doğduğumuz ev, aile,  tanıdığımız iki üç insan, yaşadığımız iki üç anı… Sonrasında kurduğumuz yüzlerce bağ, yaşadığımız yüzlerce hadise… Hepsini bu ilklerimizle kurduğumuz bağ ile idrak ediyoruz.

Yaşadığımız her şeyin idrake varmadan önce geçtiği son süzgeç çocukluk. Mutlak değil ancak hakim bir süzgeç.

‘İnsan’ ne bilmiyoruz annemizi tanıdığımızda. Erkek – kadın nedir bilmiyoruz. Annemizi, babamızı biliyoruz ilk. Ne annemizin ‘kadın’ olduğuna dair bir bilgimiz var ne babamızın ‘erkek’ olduğuna dair. Halbuki onlar anne, baba olmadan önce insandır; erkektir, kadındır. Yaratılış gereği bilmiyoruz bunları.

Bir tersten öğrenme, belki yanılgı…

Daha sonra ise bu ışıkta tanıyoruz dünyayı, insanları. Anne ve Babanın dahil olduğu tüm sınıflar onların şahısları üzerinden tanımlanmaya, tanınmaya başlıyor. Erkekler böyledir diye düşünüp babasına dair varsayım yapmıyor çocuk. Babam böyledir diye düşünüp varsayım yapmaya başlıyor erkekler hakkında, babalar hakkında, insanlar hakkında. Ondan gördüklerini bekliyor geri kalanlardan. Ondan gördüklerini yansıtıyor geri kalanlara. Dünyanın geri kalanına ebeveynlerini yansıtan bir ayna çocuk.

Dünyanın geri kalanını ebeveynlerinden bir cüz olarak gören küçük ama güçlü bir ayna…

Bu yüzden bu koca dünyaya bakışımız içine düştüğümüz küçük dünyamızda bize nasıl bakmışlarsa ona göre şekilleniyor.

Dil unutur söylemeyi, hafıza unutur. Ama insan beyni, zihni veya ruhu unutmaz ona dünyayı öğreteni. Elinde olmayan bir kuvvetle taklit eder onları. 

Ebeveynleri her şeyiyle örnek olmaya sarar çocuğun ruhunu, her şeyiyle sevmeye sarar kalbini. Bu kuvvet ya yükseltir ya da alçaltır onu. En yüksek makamlara da ulaştırabilir, karanlıkların en dibine de sürükleyebilir.

Çocuk; bir emanet, bir hazine. Bir o kadar kırılgan, parçalanmaya mukavemetsiz kıymetli bir mücevher. Dünyaya bırakılacak tek gerçek iz, tek miras…

Ne halde atılırsak atılalım bu dünyaya o küçük dünyamızdan, ailemiz ne ile doldurduysa o küçük aynamızın yansımasını; çocuk sahibi olmak, o aynaya yeni bir yansıma koymaktır.

Yeni bir ayna oluştururken kendi yansımamızı temizlemektir belki.

Kimi zaman nesiller boyu süren kiri tek çırpıda silmek, kimi zaman nesiller boyu korunan o mücevheri kirletmek…

Şu değersiz dünyadaki en mühim hadise belki çocuk yetiştirmek. Maddiyat evrenine ruhani bir dokunuş!

Bir ruhu yoğurmak, şekil vermek…

Allahın yaratışına en yakından şahit olmak…

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu