Tahlil

Bir Dörtlük, Bin Tefekkür

Bazen bir sohbette bir kitapta veya bir videoda bir dörtlüğe denk gelirsiniz, edebiyata şiire biraz aşinalığınız varsa ve bir de içinde bulunduğunuz duygu hali daha da artmak için bahaneler arıyorsa o dörtlüğü duyar duymaz ayaklarınız yerden kesilir, akşama kadar adeta kendinizden geçersiniz. Kendimden biliyorum; dörtlüğün sizde bıraktığı etkiyi biraz sindirdikten sonra, çoğu zaman bu da yetmez, bu dörtlüğün bir devamı var mı diye düşünür, araştırıp, bulmaya çalışırsınız. İşte beni de böyle çarpan, etkileyen, ayaklarımı yerden kesen dörtlüklerden birinden ve onun yazarından biraz bahsetmek istiyorum bugün.

İlk okuduğumda yukarıda bahsettiğim merhalelerin hepsinden tek tek geçtiğim ve sonrasında da bu dörtlüğün bir devamı var mı acaba diye araştırdığım o mükemmel dörtlüğün sahibi rahmetli Abdurrahim Karakoç’tu. Abdurrahim Karakoç’ u bilenler bilir, bilmeyenler için kısaca anlatmakta fayda var diye düşünüyorum.

Şair bir dedenin torunu, şair bir babanın evladı, Anadolu insanı tabirinin adeta vücut bulmuş halidir Abdurrahim Karakoç. Hiciv sanatının müstesna temsilcilerindendir. Neyi dert edindiyse eğmeden bükmeden yazan üstad, okuyana adeta bu benim için yazılmış sanki dedirtecek kadar kalemi kuvvetli, duyguları samimi şairlerimizdendir. Kelimeleri sadece kafiye olsun diye değil, birer hakikat okuna dönüştürmek için kağıda döken büyük bir dava adamıydı.

O, şiirlerinde sadece aşkı değil; adaleti, dürüstlüğü ve eğilmeyen bir boynun asaletini anlattı. Hayatını “dosdoğru” yaşamanın bedelini ödemekten çekinmeyen Karakoç, bugün bizlere bıraktığı mirasla yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

“Sarı saçlarını deli gönlüme, bağlamışım çözülmüyor Mihriban” desem bir çoğunuz, ben bu şarkıyı bir yerlerde duydum veya ben bu şiiri biliyorum der muhtemelen. İşte o mükemmel şiirin sözlerinin yazarıdır Abdurrahim Karakoç. Şimdi müsadenizle yazımızın konusu olan dörtlüğü paylaşayım sizlerle;

‘Müstehaktır’ diyerek insaftan vazgeçilmez
 Zorda kalınsa bile hayduttan dost seçilmez
 Bulutlardan yağacak rahmet gecikse dahi
 Vebal akan çeşmeden tek damla su içilmez..

Gelin, bu sarsıcı mısraların derinliklerine vakıf olmaya çalışalım ve heybemize hangi dersleri doldurmamız gerektiğine bakalım:

1. “Müstehaktır diyerek insaftan vazgeçilmez”

Bize yapılan hatalar, zalimleşmemiz için bir bahane olamaz. Karşımızdaki kişi kötülüğü hak etmiş olsa bile, biz kendi “insaf” terazimizi bozmamalıyız. Kötülüğe kötülükle karşılık vermek kolaydır; asıl fazilet, adalet çizgisinden sapmamaktır. Öfke tarafından esir alınan aklın doğruyla vuslatı pek mümkün değildir.

2. “Zorda kalınsa bile hayduttan dost seçilmez”

İnsan aslında zor günde belli olur, zorda kaldığında takındığı tavır ve kimlerle beraber olduğu çok mühimdir. Zorda, darda kalan insan bazen acziyeti gereği ve sabrının zayıflığından olsa gerek tutulmaması gereken elleri tutabilir, ‘’denize düşen yılana sarılır’’ misali yanlış kapıları çalabilir. Ancak Karakoç bizi uyarır: Çıkar uğruna, karakteri bozuk olanla yol yürünmez. Haydutla kurulan dostluk, seni menzile ulaştırmaz, aynı zamanda seni de kendisine benzetir. Yalnızlık, kötü bir arkadaştan daha hayırlıdır.

3. “Bulutlardan yağacak rahmet gecikse dahi”

Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmez. Beklediğimiz başarı, huzur veya rızık gelmez ya da gecikebilir. Bu dünya bir imtihan dünyasıdır ve bu da bir imtihandır. Sabır, atâlet içinde bir bekleyiş değil; umudu diri tutarak doğru yolda kalma mücadelesidir. Umutla ve sabırla beklemek nasibi beklemektir. Acele ise çoğu zaman yanlışa davet çıkarır ve ele geçecek olanı çabuklaştırmaz.

4. “Vebal akan çeşmeden tek damla su içilmez”

Son mısra, aslında tüm şiirin düğüm noktasıdır. Eğer bir kazancın, bir makamın veya bir çözümün içinde kul hakkı, haram veya haksızlık varsa; o kaynak bırak senin susuzluğunu gidermeyi aksine seni zehirler. Vebal olan yerde huzur olmaz. ‘’Az olsun ama temiz olsun.’’ düsturunu akıldan çıkarmamalı, Anadolu irfanı tabiriyle içe sinmeyen ve vicdanını sızlatan hiçbir başarıdan (!) huzur beklememeli. İstikamet namustur. Doğru yoldan saparak ulaşılan her türlü “kurtuluş”, aslında daha büyük bir esarettir.

Abdurrahim Karakoç’un bu öğütleri, sadece kağıt üzerinde kalan kelimeler değil; bir insanın hayat boyu taşıması gereken bir “şeref beratı”dır. Unutmayalım ki; bedeni toprak olanın, sözü haktan geliyorsa o kişi sonsuza dek yaşamaya devam eder.

Bu şiiri hayatımızın merkezine koyduğumuzda, şu üç temel düstur yolumuzu aydınlatacaktır:

Öfkemiz adaletin önüne geçmemeli, yalnızlığın asaleti yanlış insanların arasında bulunmanın gafletiyle karıştırılmamalı ve nasibe inananın geciken rahmete teslimiyetle problemi olmamalı.

Çünkü su biter, yol biter, ömür biter; ama “insaf” ve “istikamet” üzere yaşayanların hikayesi asla bitmez.

Abdürrahim Karakoç’un derinliği üzerinde pek durulmayan bu dörtlüğünü tefekkür ederek, kendi hayatlarımıza ve duruşumuza dair bir muhasebe yapmaya ne dersiniz?

Bizden geriye ne kalacak? Biriktirdiğimiz eşyalar mı, yoksa eğilip bükülmeden taşıdığımız o dik duruş mu?

Bugün bizler hangi çeşmeden su içiyoruz? Avucumuzda tuttuğumuz o suyun içinde “vebal” mi var, yoksa “alın teri” mi?

Ve böyle mükemmel bir dörtlüğün devamının olmaması sizce bir eksiklik mi?

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Abdülkadir TÜRKÖLMEZ

Tarihçi. Edebiyat. Şiir. Seslendirme. Tefekkür. Sağlık Memuru.

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu