SinemaFilm Tahlili

Black Hawk Down: Bir Askerî Fiyasko

Film, Somalili milislerin liderini yakalamayı hedefleyen Amerikan ordusunun, bu amaç doğrultusunda Mogadişu’nun tam merkezinde söz konusu liderin iki üst düzey yardımcısını ele geçirmeye çalışmasını konu alır. Ancak roketatarla vurulan bir Black Hawk helikopterinin düşmesiyle birlikte, “geride adam bırakmamak” ilkesiyle planlanan kurtarma operasyonu kısa sürede kontrolden çıkar ve tam anlamıyla bir fiyaskoya dönüşür.

Yönetmen ve Tercihi

Ridley Scott, bu filmde alışılageldik dramatik hikâye anlatımını geri planda tutarak, farklı bir sinema tecrübesi hedefleyen nevi şahsına münhasır bir yönetmenlik anlayışı sergilemiştir. Yönetmenin Alien, Blade Runner ve Gladiator’de gördüğümüz atmosfer kurma becerisi, bu kez seyirciye savaşın karmaşasını ve kaosunu birebir yaşatma gibi bir maksada yönelmiştir.

Scott, klasik dramatik hikâye anlatımından kasten uzak durarak karakter gelişimini asgari seviyede tutmuş ve askerî operasyonun kontrolsüz bir şekilde çöküşünü merkeze almıştır. Bu tercih, filmi belgesel sertliğine yaklaştırırken, etik ve politik gerekçelerin filmde açıkça tartışılmasının önüne geçmiştir. Bu vaziyet, Yönetmenin bir yetersizliğinden ziyade, seyirciye “neden”i anlatmak yerine “nasıl”ı yaşatmayı hedefleyen şuurlu bir tercihin neticesidir.

Oyuncu Kadrosu ve Roller

Film, dönemine göre fevkalade geniş ve “geleceğin yıldızlarıyla dolu” bir kadroya sahiptir.

Michael Bay imzalı Pearl Harbor‘da birlikte çalıştığı yapımcı Jerry Bruckheimer’ın tavsiyesiyle oyuncu kadrosuna giren Josh Hartnett, arka arkaya iki büyük bütçeli yapımda yer almaya başlangıçta mesafeli yaklaşsa da senaryonun gücü ve Ridley Scott ile çalışma fırsatı bu fikrini kısa sürede değiştirmiştir. Hartnett, idealist ama tecrübesiz bir asker olan Çavuş Eversmann rolünü bilerek içe dönük ve duygusuz oynamış. Bu sayede, karakterin askerî hiyerarşi içindeki sıradanlığı vurgulanmıştır.

Ewan McGregor’ın canlandırdığı Grimes karakteri kurmaca olsa da kâtiplik vazifesi ve kahve düşkünlüğü göz önüne alındığında, Mogadişu Muharebesi sırasında sergilediği davranışlar neticesinde Gümüş Yıldız madalyasıyla ödüllendirilen gerçek hayattaki Ranger kâtibi John Stebbins’i yansıttığı açıktır. Stebbins’in, 2000 yılında çocuklara yönelik cinsel istismar suçundan hüküm giymiş ve 30 yıllık hapis cezasını çekmekte olması senaristlere filmdeki karakterin adını değiştirmelerine sebep olmuştur. Grimes rolü, seyirciyle hemhal olmayı sağlayan nadir karakterlerden biridir ve McGregor bu rolle, savaşın psikolojik yükünü yüzüne yansıtan etkileyici bir performans sergilemiştir.

Ridley Scott, filmin en karizmatik rolü olan “soğukkanlı profesyonel asker” figürünün vücut bulmuş hâli Norm “Hoot” Hooten rolünü başta Russell Crowe’a teklif etmiş; ancak Crowe, Ron Howard’ın A Beautiful Mind filmiyle takvimi çakıştığı için rolü geri çevirmek mecburiyetinde kalmıştır. Chopper filminin büyük bir hayranı olan Crowe, bu rol için kendi yerine Eric Bana’yı özellikle tavsiye etmiş ve bu film, Eric Bana’nın ilk Hollywood tecrübesi olmuştur. Eric Bana, bu tecrübeyi son derece gerçekçi bulduğunu ve sık sık “yalnızca bir film çektiklerini unuttuğunu” ifade etmiştir. Bir sahnede, askerlerden birinin baktığı eş ve çocuk fotoğrafı, gerçekte Eric Bana’nın kendi ailesine aittir.

Tom Sizemore, William Fichtner, Sam Shepard gibi yan roller ise askerî hiyerarşiyi, emir–itaat ilişkisini ve askerî disiplinin farklı tezahürlerini temsil eder.

Dikkat çekici bir diğer husus, Amerikan askerlerini canlandıran bu oyuncuların ekseriyetinin farklı ülkelerden gelmesidir:Ewan McGregor ve Ewen Bremner İskoç; Eric Bana Avustralyalı; Kim Coates Kanadalı; Ioan Gruffudd Galli; Željko Ivanek Sloven; Nikolaj Coster-Waldau Danimarkalı; Tom Hardy, Jason Isaacs, Orlando Bloom, Hugh Dancy, Matthew Marsden ise İngilizdir.

Sinematografi, Kurgu ve Ses Tasarımı

Görüntü yönetmeni Slawomir Idziak; yüksek kontrastlı, soluk ve tozlu renk paleti, sürekli hareket hâlindeki kamera kullanımı ve havadan-yerden-omuz hizasından çekimleriyle filmi teknik ve estetik açıdan döneminin hayli ötesine taşımıştır. 2001 yılı için bu denli yoğun elde kamera kullanımı ve keskin kurgu geçişleri son derece cesur bir tercih olmuş ve bu tecrübeler, daha sonra Paul Greengrass’ın Bourne serisiyle yaygınlaşacak modern savaş sinemasının önünü açmıştır.

Filmde Mogadişu, yalnızca bir mekân değil; adeta canlı, tehditkâr bir organizma gibi resmedilmiştir. Dar sokaklar, çatılar ve enkazlar, askerin mekân üzerindeki hâkimiyetini sürekli bozmaktadır.

Hızlı kurgu, yani kısa planlar seyircinin yönünü şaşırmasına sebep olurken; ses tasarımı ise patlamaları ve silah seslerini dramatize etmek yerine neredeyse belgesel seviyesinde bir saflık sağlamıştır.

Hans Zimmer’in ritmik ve etnik motifler barındıran müzikleri, alışılmış epik savaş temalarından uzak durarak kaos hissini daha da pekiştirmiştir.

2001 yılı için bu derece yoğun ve agresif ses–kurgu birlikteliği, seyirciyi pasif olmaktan çıkarıp operasyonun içine fırlatır.

Özel Efekt Kullanımı

Helikopter düşüşleri, patlamalar ve mermi isabetlerinde fizik kurallarına bağlı özel efektler tercih edilmiştir. 2000’lerin başındaki suni ve parlak CGI örnekleri düşünüldüğünde, Black Hawk Down’ın efektleri bugün dahi göze batmaz. Efektler, bir görsel gösteri unsuru olmaktan ziyade askerî hataların bedelini görünür kılmak amacıyla kullanılmıştır.

Umumi Tahlil

Black Hawk Down, 2001 yılı itibarıyla: Teknik olarak çağının ilerisinde; hikâye anlatımını asgari seviyede tutan, estetik olarak son derece sert ve gerçekçi bir savaş filmidir. Ridley Scott, savaşı sorgulamayıp; onu olduğu gibi, acımasız ve anlamsız bir mekanizma olarak sunmuştur.

Bu filmin esas hususiyeti, gerilla savaşını gerçekçi bir bakış açısıyla yansıtmasıdır. Seyirci, art arda gelen kurtarma teşebbüsleriyle giderek büyüyen bu felaketin içine, yani bu fiyasko haline gelen operasyona, tıpkı acemi askerler gibi sürüklenir.

Steven Spielberg’in Er Ryan’ı Kurtarmak filminin ilk 15 dakikasında kurduğu kanlı ve kaotik atmosfer, bu filmde neredeyse baştan sona yayılmıştır. Ancak Mogadişu’nun harabelerle ve cesetlerle dolu, sürekli yeni silahlı milislerin belirdiği bu “karınca yuvası” şehir tasviri, hikâyedeki gerçeklik tesirini zayıflatmıştır. Tarafların motivasyonları ve menfaatleri yalnızca iki kısa sahnede gösterilmiştir. Bu durum, seyircinin çatışmanın ahlaki ve politik yönünü ayırt etmesini zorlaştırmıştır. Ridley Scott’ın yönetmenliği olmasa muhtemelen bir Rambo filmine dönüşecek bu sert prodüksiyonun en tartışmalı yönleri bunlardır.

Bununla birlikte film, aynı yıl çekilen Behind Enemy Lines’daki hamasetten ve Rambo’daki Amerikan propagandasından bilerek uzak durur. Askerlerin gerçek tecrübelerini basit bir eğlenceye tahfif etmek yerine, seyircinin onları anlamasını ve empati kurmasını amaçlamış ve bunu başarmıştır. Nutuk atmaktan özellikle kaçınan film, askerlerin neden hayatlarını riske attıklarını şu replikle özetler:

“Bunu yanındaki adam için yaptığını anlamazlar. Hepsi bu.”

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Oğuz UYSAL

Avukat. Sinefil. Mütefekkir. Eğitimci. Yazar. İdareci. Fotoğraf. Sanat. Vizyoner.

Bir Yorum

  1. Güzel bir anlatım. Derinlemesine bir analiz. Bence bir film ancak bu kadar güzel tahlil edilebilir. Sinema ile ilgilenenlere çok şey anlatan bir tahlil olmuş. Güncel bir operasyonu da hatırlatan yazının zamanlaması da harika. Yazarını tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu