PsikolojiDeneme

Görünmez Cellat

Bazı sabahlar vardır; uyanırsın ve odanın içi açıklayamadığın bir sessizliğe bürünmüştür. Duvarlar daralmış, pencereler buğulanmış; için ise adı konulamayan bir melale boğulmuştur.

Odanın dışındaki kargaların “gark gark”ları mahalleyi inletmektedir. Odanın kapısını hafifçe araladığında, karanlıktan kopup gelecek bir yarasa sürüsü sanki bir anda odaya doluşacakmış gibi bir ürperti çöker üzerine. Hafif uyukladığında zihnin bir oyun eder ya, hani düştüğünü sanırsın; işte o ürperti! Bu yüzden kapıyı açmamayı seçersin; yarasa sürüsüne karşı kolay bir müdafaadır bu. Fakat kapıyı kapatmak, aynı zamanda o dört duvarın arasına sıkışmak demektir.

Hariçten gelen sesi susturmak kolaydır; fakat dışarıdaki uğultu çekilince insan kendi sesiyle baş başa kalır. Ve bu bir yüzleşmedir! Bu yüzleşme bir yerden sonra her sesten daha ağır gelmeye başlar. “Bir yarasa, iki yarasa… üç, beş” derken elbet dineceği inancıyla çareyi dışarı adım atmakta bulursun.

Ne var ki kalabalığa karışmak da pek bir şeyi değiştirmez. Omuzlar birbirine değer, bakışlar kayar, şehrin o metalik gürültüsü kulakları acıtır; fakat her gölgenin ardında başka bir yalnızlık peyda olur.

İnsanın kulağı hiç acır mı?

Bir yanın o kalabalığın hengâmesinden ürker, öte yanın ise aynı keşmekeşin ortasında kaybolmanın tuhaf huzurunu arar. Bu arafta kalma hâli, görünmekle silinmek arasına sıkışmış, sessizce süren bir iç yolculuktur; adını koyamadığın bir boşluk, kalabalığın en gürültülü yerinde gelip göğsünün ortasına bağdaş kurar.

Gönlünü ağırlaştıran şeylerin ekseriyeti gördüklerinden değil, yüzünü çevirdiklerinden sirayet eder içeri. Kaçtığın her hâtıra, kapalı kapılar ardında kalp atışını hissettiren bir gölge olur zamanla. Bir süre sonra ne kalabalık ferahlık verir ne odanın sessizliği sükûnet…

Bütün mefhumlar insanın kendine söyleyemediği sözlerde düğümlenir. İçin daraldıkça nefesin kısılır; fakat kapıyı aralamaya da cesaret edemezsin işte. İnsan bir yerden sonra kendi içinde deveran eden o fısıltıların ağırlığı altında sendelemeye başlar; o ağırlık arttıkça yol da yön de bulanıklaşır. Nasıl ki en detaylı harita bile fırtınanın ortasında yönü göstermeye yetmezse, kişi de kendi karanlığını tek başına aydınlatamaz.

Ufuk kararını veremez, güneş artık sönük bakmaktadır. Renkler birbirine karışır; oluklardan akanın hangisi nur, hangisinin kir olduğunu seçilemez olur. İnsan içinde büyüyen bu çöküşü, his kargaşasını hiç kimseye anlatamaz; kendisine dahi itiraf edemez bazen. Zira bir çöküşün şüyuu, vukuundan daha ağır, daha endişe verici, daha dehşetengizdir!

En çok yaralayan, duyduğu sözler değil, içinde büyüyen ve bir türlü dile düşmeyen cümlelerdir. Bazen bir kelimeyi söyleyemediği için yorulur; bazen de terennüm edeceği kelimenin nereye varacağından şüphelenir. İçinde Evliya Çelebi gibi seyahat eden o fısıltılar, zamanla bir ummana dönüşür. Ne susmak ferahlık verir ne konuşmak çare… İki uç arasında asılı kalınır; çünkü bilinir ki her kelimenin bedeli, her sükûtun da bir yankısı vardır.

Cihan kendi seyri içinde akarken, o seyrin haricinde bir kuytuya itilmiş de kalmış gibi hisseder insan. Ne geri dönebilir eski hâline, ne de ileriye atılacak doğru adımı bulabilir.

Bu kadar düşünmeye, tahlile, çırpınmaya rağmen dışarıda hiçbir şeyin değişmemiş olması yorar. Sokaklar aynı lâubalilikte bekler, ağaçların gölgeleri yer değiştirmiyor artık. Rüzgâr hâlâ aynı tarafa esmekte, cihetini değiştirmekten mahrumdur.

Zaman işlemektedir! Fakat insanın elindeki saat başka bir vakti gösterir sanki; olmadığı bir yerde, olmamış bir zamanda duruyordur. İçine yerleşen bu ağırlık ne geçmişten gelir ne de şimdiden; yaz ortasında aniden bastıran bir sis gibi çöker üstüne.

Anlam verilemeyen hâllerin altında ezilir, paramparça olur insan. Bir sebebe bağlanabilen acıya dayanmak, en azından tedbir almak mümkündür. Lakin sebebi meçhul bir ızdırap; kılıcını kınından sıyırmış ama vuruş için henüz hüküm inmemiş görünmez bir cellat gibi, bir ömür ensede soluklanır. İşte bu yüzden lisanda mefhumlar, sıfatlar çok mühimdir. Zira insan, en çok isimlendiremediği şeyden korkar.

Bazı anlar olur, kendine benzeyen hiçbir iz bulamaz insanoğlu bu kâinatta. Ne toprakta adımlarının alameti vardır ne de duvarlardan bir cevap gelir. Sanki dünya içinden çekilmiş de geriye gölgesi kalmıştır. Ve kişi, kendi gölgesinin bile kendisini tanımadığı o hâli, ruhundan bir daha söküp atamaz.

Ve bir noktadan sonra insan, ne odanın sessizliğinden kaçar ne kalabalığın gürültüsüne sığınır. Durulur sadece! Çünkü anlaşılır ki bazı hakikatler, ne kapının ardında ne de kalabalığın içinde aranır. Asıl karanlık dışarıda değil; o hiç açmaya cesaret edemediğin kapının ardında, yani kaçtığın duvarın arkasında gizlidir.

Böyle zamanlarda pamuktan bir ipe tutunmalı ve hayat, bu ipi koparmamak uğruna vakfedilmelidir.

Bu halden sıyrılsa bile insan, o ağırlığı elbet bir gün tekrar omuzlarında bulacaktır; kainatın adeti böyledir. Bir nihayet için çıkılan yol, sonsuz perdelerle çevrilidir. Ve belki de asıl hakikat, aşmaya cesaret edilemeyen o en son perdenin ardında saklıdır.

Koptuğumuz anlar vardır; ruh bir dala tutunmak, emin bir limana yanaşmak ister. Lakin fırtına çetin, dalgalar boyu aşmaktadır. İnsan bazen o yüksek dallara uzanacak dermanı kendinde bulamaz.

Böyle tufanlarda çare; seninle aynı rüzgârda titreyen, aynı kaderi paylaşan bir yaprağın yanına sokulmaktır. Belki fırtınayı durduramazsınız; ama unutma ki kişi, rüzgârda kime yoldaş olduysa, düştüğü yerde de onunla beraberdir. Ve kim bilir; belki de insanın kendi titremesi, o yaprağa rüzgârı unutturmak içindir.”

Seyreyledim menzili, sandım ki nihayettir.
Vardığım her durak, aslında bidâyettir.
Nefs sanır ki yol biter, akıl der ki nihâyet.
Seyirdeki bilir ki, asıl olan bidâyet…

Yuvadaki Yabancı (Hikaye)
Sükutun Yankısı (Şiir)
Londra Seyahati (Seyahat)

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Ömer Faruk GÜLER

Turkey Tribune Editörü. Yazı. Araştırma. Şiir. Uluslararası İlişkiler. Yönetim Bilişim Sistemleri. Londra. İstanbul.

3 Yorum

  1. Elinize sağlık efendim, güçlü ve akıcı bir kaleminiz var. Özellikle sessizlik ile kalabalık arasındaki duyguları güzel yansıtmışsınız.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu