SinemaFilm Tahlili

Yedi Samuray: Kanlı Pirinç

Akira Kurosawa’nın sinema dünyasına hediye ettiği, yüzlerce filme ilham olmuş, onlarca uyarlama filmi çekilmiş şaheseri ve 207 dakika ile kariyerindeki en uzun filmi olan ve ülkemizde “Kanlı Pirinç” olarak tesmiye edilen “Shichinin no Samurai” orijinal isimli filmimiz, gelmiş geçmiş en iyi filmler listelerinde her zaman yeri olan tarih, aksiyon ve savaş filmi…

Umumiyetle “ilk modern aksiyon filmi” olarak kabul edilen ve dramatik tesir için ağır çekim kullanımı gibi günümüzde yaygın olarak kullanılan birçok sinematografik unsur ve gönülsüz kahraman gibi olay örgüsü anlatımı bir arada kullanılmıştır.

Kurosawa’nın yönetmenliği ve destansı hikâye anlatımıyla çığır açan Yedi Samuray; şeref, fedakârlık ve sosyal sınıf farklılıkları temalarını ele alıyor. Sinematografisi ile ve savaş sahneleriyle övgüyü hak ediyor. Filmin tarihi ve kültürel ehemmiyetini ve gelecekteki filmler üzerindeki tesirini bilsek de günümüzde filmin aşırı uzunluğu, dağınık temposu ve modası geçmiş oyunculuk tarzlarına sahip olması sebebiyle popülaritesini kaybettiğini göz ardı edemeyiz. Günümüz insanına hitap etmese de klasik itibarını ve sinema tarihindeki yerini bir kez daha ortaya koymak ve hakkını teslim etmek gerekmektedir.

Filmin Meydana Gelme Tarihçesi

Akira Kurosawa, bir samurayın bir gününü konu alan, yataktan kalkmasıyla başlayıp kahvaltısını yapması, efendisinin şatosuna gitmesi ve sonunda bir hata yapıp kendini öldürmek mecburiyetinde kalmasıyla sona eren bir film yapmaktı (ki bu filmden 8 yıl sonra Masaki Kobayashi’nin “Harakiri” filmiyle bu fikrin son derece mükemmelleştirilmiş, çok katmanlı ve derin hali bizlere sunulmuştur). Çok fazla araştırma yapmasına rağmen, filmi çekmek için yeterli ve sağlam malumata sahip olmadığını düşündü. Daha sonra ünlü Japon kılıç ustalarının hayatlarına dayanan “Beş Samuray Savaşı”nı konu alan bir film fikrini ortaya attı. Hashimoto, bu senaryoyu yazmaya başladı fakat Kurosawa sonunda bu fikri de rafa kaldırdı. Sebebi de sadece birden fazla climax yani doruk noktasından oluşan bir filmin işe yaramayacağından endişelenmesiydi (Bu beş samuray savaşı ayrı ayrı farklı filmlerin konusu olsa da beşinin de aynı filmde olduğu bir film henüz çekilmemiştir. Her ne kadar film çekilmemişse de Netflix yapımı 6 bölümlük “Age of Samurai: Battle for Japan” isimli dökü-drama (belgesel drama) mini dizisinde bu savaşlar anlatılmıştır). En nihayetinde yapımcı Sôjirô Motoki, tarihi araştırmaları neticesinde Japon tarihinin “Savaşan Devletler” döneminde samurayların yiyecek ve barınma karşılığında köylerde gece boyu nöbet tutmaya gönüllü olduklarını keşfetti ve Kurosawa da bu malumatı takip ederek bir köyün kendilerini korumak için samuraylar tutmasıyla ilgili bir anekdota rastladı ve bu fikri kullanmaya karar verdi.

Kurosawa, konuşma rolü olan her karakter için eksiksiz bir dosya hazırlayarak giydikleri kıyafetler, en sevdikleri yemekler, geçmişleri, konuşma alışkanlıkları, savaşa verdikleri tepkiler ve aklına gelen diğer tüm teferruatlara yer verdi. Daha önce hiçbir Japon yönetmen bunu yapmamıştı.

Filmdeki yedi ana karakterin tamamı, aylar süren araştırmaların ardından tarihi samuraylardan ilhamla meydana getirildi.

Kurosawa, figüranların karakterlerini ve birbirleriyle olan münasebetlerini gerçekçi kılmak maksadıyla köyün 101 sakininin tamamının kaydını içeren bir aile ağacı bile tasarladı.

Kurosawa, köy sahnelerini yapımcı stüdyo olan Toho Stüdyoları’nın hazır ve suni platformlarında çekmeyi reddetti ve Izu Yarımadası’ndaki Tagata’da, Shizuoka’da tamamen yeni bir set inşa ettirdi. Stüdyo, artan üretim maliyetlere itiraz etse de Kurosawa “Setin kalitesi oyuncuların performanslarının kalitesini etkiler… Bu nedenle, setleri gerçek olanla birebir aynı şekilde yaptırıyorum. Bu, çekimleri kısıtlıyor ama otantiklik hissini artırıyor” diyerek ısrarını sürdürdü. Çekimler uzadıkça, yapımcılar Akira Kurosawa’nın filme çok fazla para harcadığından endişelenmeye başladılar ve çekimler bilindiği kadarıyla iki defa durduruldu. Kurosawa tartışmak yerine, “stüdyonun filme zaten çok para yatırdığını ve filmi öylece çöpe atmayacaklarını” düşünerek ve bu hali umursamadığını düşündürecek şekilde balık tutmaya gitti.

Sahnelerin akışını bozmamak ve filmi post-prodüksiyonda istediği gibi düzenleyebilmek için Kurosawa’nın birden fazla kamera kullandığı ilk filmdi. Bu çoklu kamera kurulumunu sonraki tüm filmlerinde kullandı.

Hikâye

Yıl 1586, yani Japon takvimine göre Azuchi-Momoyama döneminin on ikinci yılı… Bir haydut çetesinin lideri, on gün sonra, hasat zamanı geldiğinde küçük bir köye saldıracaklarını çetesine duyurur. Kaderlerinin kesin ölüm olduğunu anlayan köylüler, yaşlı Gisaku’nun tavsiyesine uyarak, yiyecek ve barınak karşılığında ihtiyaç duydukları anda yardım etmeye istekli “aç samuraylar” bulmak için en yakın kasabaya giderler. Şansları yaver gider. İlk kabul eden, genç savaşçı Katsuhiro Okatomo’nun çırağı olmak için can atan, mahir bir kılıç ustası ve asil prensiplere sahip bir adam olan Kambei Shimada’dır. Birlikte dört yoldaş daha toplarlar: Gorobei Katayama, Heihachi Hayashida, Shichiroji ve Kyuzo. Son olarak, soylu samuray Kikuchiyo kılığına girmiş neşeli, sake içen bir adam gruba dahil olur. Yedi cesur adam, savunma tahkimatları inşa etmeli ve köylüleri, ağır silahlı ve acımasız kırk haydutla yapılacak vahşi bir savaşa hazırlamalıdır.

Tahlil

“Yedi Samuray”, zenginliğini ve derinliğini vasat hikâyesiyle setreden bir film… Zira, birbirine merbut alt hikâyeleri, filmin kurduğu insani tecrübeler silsilesi ve bu tecrübelerin birleşip oluşturduğu sosyal sınıfların arasındaki münasebetleri ve nihayetinde tam manasıyla bütünleşmeyi başaramamaları adeta geometrik olarak hesaplı ve planlı bir şekilde aksettirilse de film sadece -bir fabl gibi- müessir ahlaki bir hikâye olarak hatırlanmaktadır.

Ferd ve cemiyet, o güne kadar bu üslup seviyesinde bu kadar derinlemesine incelenmemiş, sinematografik olarak da bu denli dramatize edilmemiştir. Kurosawa, geniş açılı lenslerle süjeleri farklı sahalara ayrıştırarak veyahut telefoto lenslerle keskin kontrastları birleştirerek defalarca karakterler arasındaki hiyerarşi ve tertibi vurgulayan zarif ve dinamik kompozisyonlar kurar. Bu sahne düzenlemelerinin bu kadar ustalıkla kurulup kurgulanması, filmin sinema dünyasına hediyelerinden sadece biridir.

Bu kadrajların ve karakter tertibinin, güçsüzlük, doğruluk, cesaret ve sosyal statü gibi temalarla kurulan yansıması da bir diğer hediyesidir. Köylüler ile samuraylar arasındaki münasebetlerde tezahür ettiği gibi, samurayların kendi içlerindeki farklı tonlarda da kendini gösteren bu temalarla kurulan yansımalara Katsushiro’nun ima edilen varlıklı geçmişinin, kostüm aracılığıyla incelikle vurgulanması ile Heihachi’nin alışılmadık nezaketi ve yumuşaklığı, neşeli halinin köylülerle kurduğu bağla anlatılması birer misal olarak gösterilebilir.

Filmi, her karakteri ayrı ayrı düşünerek yeniden seyretmek, hayal edilemeyecek ölçüde bir karakter derinliği ve hissiyat ortaya çıkarıyor. Her bir hikâye dalı, kendi başına adeta tamamlanmış ayrı birer filme ve tatmin edici bir neticeye sahiptir. Buna bir misal verecek olursak; Katsushiro’nun büyüme hikâyesi başlı başına eksiksiz bir hikâye olmasına rağmen Heihachi’nin Yedi Samuray’ın tamamını temsil eden doku zincirindeki halkalardan sadece biridir.

Bu hikâye halkalarından en unutulmaz olanı ise şüphesiz Toshiro Mifune’nin Kikuchiyo rolündeki devasa performansıdır. O aynı anda bir soytarı, bir aptal, bir dışlanmış, bir çırak, bir asi ve enteresandır ki aynı zamanda bir ahlaki pusuladır. Geçmişindeki köylülük ile samuray şanı arasındaki tenakuzun imkansız birliğinin serüveni, filmin hem en hassas hem de en entelektüel açıdan en çarpıcı yönlerini sunuyor. Mifune öfkesi ile köylülere ve samuraylara karşı eşit mesafede güvensizlik ve küçümseme halindedir. Bu hal, trajik ve sarsıcı bir öz-nefreti, dünyanın adaletsizliğine ve acısına karşı yükselen bir çığlığı yansıtır. Mifune, Kikuchiyo karakterinin bu bütün veçhelerini, performansına atletikliğini de ilave ettiği kendine has fiziki gücü aracılığıyla aktarır. Bedeni ve hareketlerinin çeşitliliği, filmin doruk noktasındaki aksiyon sahneleriyle yarışacak seviyededir.

Akira Kurosawa’nın 11 adet filminin sinematografisini emanet ettiği Asakazu Nakai gerek kamera kullanımı gerekse kadrajlamasıyla ve de dramatik yapıyı hissettirecek tarzda misaline az rastlanır ağır çekimleriyle filme büyük katkı sağlamıştır. Ayrıca yağmur ve rüzgâr çekimleri her Kurosawa filminde olduğu gibi büyüleyicidir. Aşık gençlerden Shino rolündeki Keiko Tsushima’nın gözlerindeki heyecanı yansıtmak için oyuncunun gözlerine ışıklandırma yaparak o hissi vermeyi başarsa da defalarca yapılan çekim yüzünden oyuncunun gözlerine zarar verilmiştir.

Yedi Samuray, günümüzde popülaritesini kaybetmiş ve keşfedilmeyi bekleyen başlı başına bir âlemdir; temalar, karakterler, kompozisyon ve kadrajlamaları sayesinde bu üslubun aradan 70 seneden fazla geçmesine rağmen unutulmadığını, halen birçok filme yön verdiğini ve neden klasik bir şaheser olduğunu ortaya koymaktadır. Onu sinema tarihinin en büyük ve en kalıcı eserlerinden biri yapan da hem bu zenginlik hem de uygulanışındaki zarafettir.

Neticeten

Atom bombası ile iki şehri yerle bir olmuş Japonya’dan henüz 10 yıl bile geçmeden böyle unutulmaz bir şaheserin ortaya çıkması takdir edilesi ve ibret alınası bir hadise…

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Oğuz UYSAL

Avukat. Sinefil. Mütefekkir. Eğitimci. Yazar. İdareci. Fotoğraf. Sanat. Vizyoner.

Bir Yorum

  1. Japonya’yı tanımak, samurayların hayatı hakkında bilgi edinmek için sinemaseverlerin seyretmesi gereken bu film hakkında genç sinema eleştirmeninin mükemmel bir tahlil yazısı daha geldi. Ağır bir filmin tahlili olmasına rağmen kullandığı akıcı Türkçe sayesinde kendisini okutan bu yazı, sinema meraklıları, yapımcıları, senaristler ve oyuncuları için mutlaka okunması gereken bir yazı olmuş. Yazarını tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu