FikirDeneme

Bulaşıcı Güzellik…

Şu güzelim hayata gülerek doğduğum muhakkaktır… Çok şükür, neyi eksik gösterebilir, neyimi beğenmeyebilirim ki… Bütünüyle dünyayla kıyasladığımda, bir masalın içine doğan, cadısız canavarsız bir prensesim… Hâlâ öyleyim… 

Ne gam çektim ne nem… Saçımı kurdeleleyen, eteğimi fistolayan, papucumu giydiren, pastamı kremalayıp üstüne yabani çilekler, frenk üzümleri dizen akrabalarımla geçti çocukluğum… 

Olgun yaşlarımda daima sevdiğim işlerin içinde buldum kendimi…

Yaşlılık arefemde halim hatrımı soran dostlarım… Halini hatrını sorduğum atalarım var… Babaanneme hiç kahve pişiremedim, erken yaşımda veda ettim ona ama ağa dedemle atmaca tuttum! Anneannemle hâlâ daha karşılıklı şiirler söylediğim bir ömür, elbette iyi bir ömürdür… 

Sorarım size; kırmızı pabuçlu, kalemli kahveli, kitaplı bir hayatta ne zor gelebilir insana? 

Bu bahtlılık değilse nedir?

İşte bu tatlı bahtımızın, kaderimiz haricinde, -evet çokça çevreye ve ama oldukça çok da- bakış açımıza göre şekillendiğini daha da bir idrak etmekteyiz; ihtiyârladıkça… 

Nedir o bakış açısı; kalbimizdir…

Peki kalbimiz nasıl şekillenir? Pek çok maddi manevi hâl şekillendirir kalbi ama en çok da kendi hislerimizin büyümesiyle şekilleniriz…

Konuştukça, sohbet ettikçe, kitap okudukça, kendi seçtiğimiz fikirler ve duyguları anlatan yazıların ellerinde binbir duyguyu, düşünceyi tecrübe eder kalp…

Kalp o kadar şeffaf ve geniştir ki kendi fıtratına hiç benzemeyeni de sevme yeteneği vardır onda… Kendine benzeyeni zaten kendinden bilir, koyar içine ama asıl hayretini, ona yeni hisler yaşatacak olan; daha önce bilmediği hallerle, lezzetlerle, özge kalpler, derin kitaplar, sohbetlerle arttırır. Kalp, seveceği, bileceği, bulacağı bir şeyler arar… Bu sebeple hayata çıkarken, büyürken veya kendimizi sorgularken, okuduğumuz kitaplar da en az rastladığımız insanlar kadar mühimdir. 

Çocukluğumda Marifetname okumamış olsaydım, o kadar şirin bakamazdım hayata… Peygamberler Tarihi okumamış olsaydım; kesinlikle minicik bir mutluluk sebebinin, benim için çok büyük bir ağaç gölgesi olduğunu fark edemezdim. Şeyh Sadi’den okumamış olsaydım, hayata hikmetle bilgelikle bakmaya kalbim yetmezdi! Kalbi, daha derin olan bir kalbin bakışını taklit ederek şair oldum ben… Şairlik evet öyle öğrenilmez ama büyük şairlerin kalplerine bakmak, büyük yaldızlı hislerle selfi çekinmek gibi… 

Ve istidad… Yeteneklerimiz yani… İmamı Rabbani hazretlerini okumasaydım, istidadın bulaşıcı olduğunu bin yıl da yaşasam tahmin dahi edemezdim… Sadece istidad mı? Meğer güzellik de bulaşıcıymış! İnsan gerçekten de benzermiş sevdiğine…

Suyun suya, huyun huya benzemesi gibi… Düşünsene, yetenekli birinin yanında ona sadece muhabbetle, neşeyle baksan dahi, onun istidadından sana bir pay var!

Hasılı, kıymetli kitapların, yüksek, âlî kalplerin kalbimize etkisi, görünenden çok daha fazla; okuduk öğrendik bitti zannından çok daha derin… 

Güneş gecenin…

Neşe kederin…

Kitap ise kalp karasının örtüsü… 

Bu hayatı fazlasıyla güzel -fikri çilesi evvahesi, cazibesi hendesesi, yedi iklim dört köşesi ile- yaşadık mı, yaşadık… Öte yandan, doksan yaşını geçerken “daha ne gördük hay oğul!” diyen rahmetli dedem, kallavi duruşuna ve onca tecrübesine rağmen, belki de manevi hazlardan dem vuruyor, hepimizin görmeyi umduğu şeyi umuyordu! Hayır ve şer adına çok şeyler gördük evet ama sonsuz hayatın sırrına ermedikten sonra, gerçekten de bir şey görmüş sayılır mıyız? Ne dersiniz erenler? 

———————————————————————

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Ayşe Çamoğlu

Şair, Seyyah, Kemankeş, Aşçı, Kat’i

Bir Yorum

  1. O son sual işte tam da yazmanın esas gayesini, sahte kahramanlar değil de gerçek hayallerin ufkunu kalemle aktarmanın zevkini, varamasakta varanların gölgesine sığınırızın nişanesi oluyor. Kalemine sağlık Ayşe hanım:)

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu