Hatıra

Tek Terlik

Sevdiğim bir arkadaşıma ziyarete gitmiştim. Başına gelenlerden hiç haberim olmamıştı maalesef. Halini görünce gerçekten çok üzüldüm. Nasıl desem ağlamamak için kendimi zor tuttum. Hani derler ya; kocaman adam yattığı yerde el kadar kalmıştı sanki. Duygulu bir hal hatırdan sonra “ah abicim ah” diyerek başına gelenleri anlatmaya başladı:

O akşam tuttuğum takımın başka güçlü bir takım ile derbi denilen maçlarından biri vardı. Beni bilirsin elhamdülillah kötü bir alışkanlığım yok. Elimden geldiği kadar ailemle verimli şekilde vakit geçirmeyi çok severim. Bir de evde rast geldiğinde maç keyfim vardır.

İşte o akşamlardan biriydi. Çok heyecanlı bir maç izliyorduk. Tabii benim maçlara olan düşkünlüğümü bilen ailem belki de içlerinden “inşallah babamın tuttuğu takım galip gelir” diyorlardı. Her seferinde pişmanlık yaşasam da maçlara kendimi kaptırır, bazen etrafımdaki her şeyi unutuverirdim. Neyse o akşam izlediğim heyecanlı maç iki takımın beraberliği ile neticelenmişti. Tabii bu benim için mağlubiyetten farksızdı. Gergin bir şekilde koltuktan kalktım. Elimi yüzümü yıkayıp biraz kendime gelirim diye düşündüm. Kalktığım gibi heyecanla en son nerede çıkardığımı unuttuğum terliklerimi aradım. Bir tekini buldum. Diğer tekini ise bulamıyordum. Zaten maç yüzünden gereksiz bir gerginlik yaşarken bir de terliğimin tekini o an bulamayınca sinirlendim tabii. Hanım ve çocuklar beni sakinleştirdiler biraz ve sabah tekrar arar buluruz diyerek o geceyi o şekilde atlattık.

Sabah oldu ben yataktan kalktım ve her sabah olduğu gibi ayaklarımı yatağın yanından aşağıya doğru sarkıttım. Bir de ne göreyim terliğimin bir teki var diğer teki yok. Birden akşamki sanki yarım kalan sinir ve gerginliğim benimle alay edercesine “hadi kaldığımız yerden devam edelim” diyerek karşıma dikilmişti. Nitekim de kaldığımız yerden devam etmeye başladık maalesef. Sanki terliği maç heyecanından mütevellit kaybeden ben değil de hanım ve çocuklarmış gibi esip gürledim yine. Başka bir tabir ile tek terlik yüzünden sabahın köründe evde terör estirdim. Bir kere kaldığımız yerden devam etmiştik her şeye. Tüm arama ve gereksiz terör eylemine rağmen bulunamayan bir tek terlikti hepi topu mesele. O sinirle kahvaltısız, okumasız ve en mühimi helallik almadan hışımla çıktım evden. Ve aynı hışımla yine arabama bindim. Ağzımdan hiçbir hayırlı kelam, dua, sure v.b. çıkmadan çalıştırıp arabayı, sabahın tenha ve sessizliğini bozan lastik sesleriyle terk ettim mahalleyi. Sakinleşmek ne mümkün! Hissi terör devam ediyor. Sağımdan solumdan geçen araç sürücülerinin hepsi hatalı sanki. Her yaptıkları rahatsız ediyor beni. Zaten çok geçmedi ne olduğunu, nasıl olduğunu, neden olduğunu anlamadan bir patırtı gürültü, farlar, ışıklar, kornalar ve firen sesleri derken en son hatırladığım gürültülü çarpma sesiyle kararıverdi her şey.

Gözümü açtım hastanedeyim, gözümü açtım açmasına da sanki başka bir şey yapamıyormuşum gibi hissettim kendimi. Ağrılarım var ama neremde bulamıyorum bir türlü arayıp bulamadığım tek terlik gibi.

Pencereden gelen ışık hüzmesinin rahatsız ettiği gözlerimi yavaş yavaş açtım. Şöyle bir etrafı süzdüm. Baş ucumda hanım ve çocuklar gözü yaşlı bir şekildeler. Uzun geçen bir vakitten sonra gözlerimi açtığımı görünce bir anda odada “baba, bey, oğlum” nidaları yükseldi. Lakin bir taraftan da oda buz kesmişti sanki. Zira odadaki herkes bana farklı bakıyordu.

Odadaki sessiz ve enteresan havayı doktorun içeri girmesi bozdu. Arkasında birkaç asistanıyla birlikte gelen doktor bey güler yüzüyle sadaka dağıtıyordu. 

Geçmiş olsun diyerek başladı konuşmaya. Hastamız gayet iyi, beklediğimizden daha kısa sürede toparladı. Şimdi hepimizin huzurunda ayağa kalksın, biraz dolaşsın diyerek elinde koltuk değnekleri olan hasta bakıcıya baktı.

Doktor beyin oldukça müspet kelamları sebebiyle yatağımdan yanımdakilerin desteği ile doğruldum. Ayaklarımı yataktan indirip yardımla da olsa yürümeye çalışacağım diye sevinmiştim içimden. Nitekim üzerimdeki örtüyü aldılar ve ayaklarımı yatağın yanına indirdim. O anda yerdeki tek bir terlik ve sargılı ayağım gözüme çarptı. Evet tek bir terlik, sarılmış ve hissedilmeyen bir ayak. Ne hissedeceğimi, ne düşüneceğimi ve ne söyleyeceğimi bulamadım o gece bulamadığım terliğin teki gibi.

Meğer trafik kazasından mütevellit ayağım öyle parçalanmış ki, doktorlar hemen “kesilmez ise kangren olur” demişler ve kesmişler. Kazanın üzerinden ise üç gün geçmiş. Kaza ve operasyon sebebiyle o kadar vakittir kendimde değilmişim.

Gözleri yaşlı ailemin bakışları arasında sağlam ve sargılı ayağımı güçlükle yataktan indirdim ve sağlam olan ayağımı yerdeki tek kalan terliğe uzattım. Tek kalan terlik ve sağlam kalan ayağım bir araya geldiğinde ben de o akşamki yaşananlar ile yüzleşmiştim sanki. Zira gereksiz ve mesnetsiz şekilde ortaya çıkardığım gerginliğin tek sebebi, teki bulunamayan tek bir terlik idi. Lakin, artık o kayıp tek terlik bulunsa da onunla bir araya gelecek bir ayak yoktu maalesef. Kaybolan sadece bir terlik değildi aslında, kaybolan sabırdı, hoşgörüydü ve bize miras kalan asli değerlerimizdi.

Arkadaşımın pişmanlık ve gözyaşları içinde anlattığı bu hadiseden çok müteessir olmuştum. Benim de ağlayarak dinlediğim bu dram silsilesini öncelikle kendime yapılmış bir nasihatler silsilesi olarak kabul ettim.

Kaybolan, değersiz veya az değerli şeylerin, asli değerlerimizi kaybetmesine fırsat vermeyelim…

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Ayhan Özbek

Şair. Yazar. Eğitimci. Müteşebbis. Ressam. Hattat. Mütefekkir.

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu