Kıymetli dostuma…
Tabiat! Bütün kanunları, çerçeveleri ve estetiğiyle hemen her zerresini incelediğimiz ve ama hemen hemen hiçbir şeyine kani olup, eremediğimiz; bize bahşedilmiş her bir detayıyla muhteşem dekor…
Tabiat öyle bir şey ki fikri, düşünceyi, hayreti sonra da hikmeti arttırıyor. Muhayyile için de muazzam bir kaynak…
…
Dokuz yaşlarımda küçük bir çocukken, Çoruh Nehri’ni seyreden bir kiraz ağacının yamacında kitap okuyordum; kitapta, “Tabiatı bu şekilde fikretmek; onu Allahü Teala’nın yarattığı hayrete mucip bir alan olarak düşünmek ibadettir.” yazmaktaydı. Allahü Tealayı ‘sadece’ düşünmek bile ibadetmiş diye çok şaşırdığımı hatırlıyorum. Oysa hakiki zikir buydu; ‘kalbinin aklından Yaradan’ı çıkarmamak!’ Severek düşünmek! Haliyle, özellikle tabiatsever oluyor insan… Ve değişik tabiatlar görmek de bunu perçinliyor.
Her şehrin, her nehrin hilkati bambaşka. Mantık’ut Tayr’da mânâ alemlerine ithafen
“Herkesin yürüyüşü başka başkadır; hiçbir kuş öbür kuş gibi gidemez”
diyen o yüksek zâta, tabiat, maddesiyle mukabele ediyor; her dağ başka kokuyor, her mağara başka doğuruyor kurdunu ve her yamaç başka açıyor çiçeğini…
Ve nehir! Tabiatın -dağa taşa nazaran- en soyut ve en vazgeçilemez varlığı… Nehirlerin de değişik değişik şehirleri, milletleri ve lisanları var mutlaka. Ve Nil’in, Ceyhun’un, Dicle’nin, Fırat’ın, Tuna’nın; illa ki Tiber’in kendine mahsus bir lisanı var. Hepsinin ördeği, su kuşu, sazlığı ve şehre dokunuşu başka başka… Şehirlerin bir fatihi vardır da mesela, nehirleri fethetmek hiçbir kula yazılmamış her nasılsa… Nehirler, derviş kalbi gibi, daima hür bir akışla, kabuktan öze doğru inerek bir zikir halinde kendi ilmini yaşamakta…
…
Gelelim mevzuyu, nice ben gidi fakiri imrendire imrendire, derin derin fikredenlere:
“Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su”
mısralarıyla, Fuzulî bize ‘kainatın uğruna yaratıldığı Efendimiz Aleyhisselam’ı remz remz hatırlatmakta. Suyun dahi sünnete uyduğunu; O’na benzemenin ‘su için bile’ bir temizlik kanıtı teşkil ettiğini ‘su’ ile rediflemekte.
…
Şairlerimizi biraz da bunun için seviyoruz. Bize sadece bir şehir ya da görkemli sade büyük bir nehir değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir iman, bir ata yahut ced; bir dost, bir ‘müslüman nehir’, bir ‘imanlı kimliğe bürünmüş tabiat’ kazandırdıkları için…
Ve suya anlatmanın hafifliği… Çünkü “su unutturur her şeyi”… Ona bakarak çekilen tesbihler derin, dualar makbul olur. İnsan suyla başlar hayata, kalp suyla zikreder; evet kalp ilkin suyla çalışır. Sonra insan alır suyunu, nice nice sulara karışır…
Çok sular akar…
Çok sular götürür kaderde vakıalar…
Ve bir su pıhtısından yaratılan insan, kalbinin tuzunu, gamını, bir suyla damlatır toprağının zarif gözelerinden…
Doğar ağlar, büyür ağlar…
Bu sebepledir ki sultanüş’şuârâdan Necip Fazıl Bey, iki cümlede hâsıl eder mevzuyu:
“Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce;
Üstümüzden su geçer, doğunca ve ölünce.”
…
Bu yazımızda nehirden bahsedince, bütün bir tabiat nehirmişcesine onun akışından çıkamadık madem, tekrar Tuna’yı hatırlayalım; bu sefer Yahya Kemal’den:
‘Bin atlı akıncıların, o gün dev gibi bir orduyu yendiği’ sahne;
“Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle.”
İşte yine şairin Tuna’yı tefekküründen, sadece bir şiir değil, bir milletin düşünme, aşka gelme, Tiber’e kadar uzanan bir hayalle, davaya sarılma kültürü doğuyor.
…
Turkuvâzî göğü çadır, yemyeşil erdi kilim eyleyen; her yanımızdan binbir nehirler akıtan Rabbimize hamdolsun. Bize nice nehirleri yaşamayı, aşmayı; yeniden imar ve iskan ile altın güllemizi Avrupa’ya ve dahi yedi kıtaya bırakmayı ihsan eylesin! Zira,
“Dünyanın bütün nehirleri, adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez.”
buyuruyor Sadi Şirazi hazretleri…
Bunca dönen ve çalkalanan dünyada, eğer zulüm ağır geliyorsa, ona mukavemetle, adaleti bir nehir iştiyakıyla getirecek olan, evelallah bizim gençlerimizdir. Su gibidirler! Tabiatlarında gayri ihtiyari, İlahî adalet hüneri vardır.
Cenab-ı Kibriya gençlerimize güç, kuvvet, dirlik ve nice nice muradlarla büyük adamlar olmayı; Zâtının huzurunda, fetihler, hamiyyetler başarmış halis kullar olmayı tez vakitte nasib eylesin. Şu dünyanın dil tengini atmak, destanını yazmak da bu içi fetihler çeken fakirlere düşsün inşallah…
…
——-
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.