
İnsan fıtratının saf haline ayna olan çocukların masum gözlerinden dünyaya bakmamızı sağlayan Yönetmen Majid Majidi’nin beşinci uzun metraj filmi…
Filmimiz; hasreti, karşılığı olmayan aşkı, kavuşulamayan arzuyu derinlerde hissettiriyor. Tek bir duygu aksaması bile yaşatmadan ilerliyor. Kültürel olarak çok farklı bir yerde olsalar da Wong Kar Wai filmlerine yakın bir film… Aynı Wong Kar Wai filmlerinde olduğu gibi, yer yer tebessüm ettiren ironik anlara sahip ve insanlığın en derin hislerini saf bir şekilde sessizce yansıtıyor. Sunumun zarafeti ve inceliği ise Baran’ı daha nadide kılıyor.
Oyunculuklar kusursuz… Lateef’i canlandıran Hossein Abedini, bencil bir gençten merhametli bir insana dönüşümünü tam olması gerektiği dozda yansıtıyor. Memar’ı oynayan Mohammad Amir Naji ise hem enerjisiyle hem de şantiyenin insanî ruhunu bedenleştirmesiyle filme büyük canlılık katıyor. Filmin kadın baş karakteri Baran, film boyunca tek bir kelime bile söylemez, bizi filme esir eden bu sessizliktir.
Majidi, filmde Fars, Afgan ve Türk karakterlerin davranışlarını, -rejimin izin verdiği ölçüde- umumun atfettiği “kültürel/millî karakter” hususiyetleriyle örtüşen tarzda çizmiş fakat bunları klişeleştirmekten çok insanî değerleri müşterek kılmak için kullanmıştır. İşçileri organize etmesi, zor şartlarda düzeni koruması, kaçak olmaları sebebiyle kırılgan hâle gelen Afgan işçilere ve başına gelen tüm zorluklara rağmen mümkün olduğunca adil davranmaya çalışması, sert görünmesine rağmen vicdani kararlar alabilmesi Memar karakterini çalışkan, organize ve pratik çözüm üreten, adil, haksızlık karşısında sabırsız ama aynı zamanda merhametli ve vicdanlı göstermektedir. Defalarca, Türkçe konuşması ve Türklüğüne vurgu yapılması bu karakterin şuurlu bir şekilde böyle çizildiğini ortaya koymaktadır. Lateef ise Farısi bir genç olarak çizilmiştir: Haylaz ve özgüveni yüksek, bencil ama derin hislere açık, merhamet ve aşk karşısında dönüşen bir karakter… Afgan karakterlerin yoksul ama şerefli, sabırlı, çalışkan, sessizce acı çeken, cemiyetin dışladığı temiz kalpli olarak çizilmesi, en ağır işi en az ücretle yapmaları ve Farısiler tarafından hor görüldüklerini bilen ve bu uğurda bu filmi seyrimize sunan Majidi’nin şuurlu bir tercihi… Rahmet/Baran’ın sessiz zarafeti, sabrı ve temizliği bu Afgan halkı kalıplarının dramatize edilmiş hâlidir.
Lateef, gençliğin verdiği taşkınlıkla kendini ispat etme ihtiyacı içinde, diğer erkek işçilerin yanında yüksek sesle konuşarak, şaka yaparak, onları küçümseyerek “erkeklik rolünü” sahte bir güç gösterisiyle kurmaktadır. Babasının, şantiye şefi Memar ile olan dostluğu sayesinde işçilerin çayını ve yiyeceklerini hazırlayıp dağıtma gibi rahat bir işi kapmıştır. Bu “çaycı” rolü ona bir statü kazandırmışken, bu iş diğer ağır inşaat işlerinde çalışmaya uygun olmayan zayıf ve güçsüz Rahmet’e verilmiştir. Yani kontrol elinde, bütün sistemi kurmuş, çalışma yükü az bir haldeyken Rahmet gelip işini alınca bu üstünlük kaybolup bütün sistemi bozulmuştur. Lateef, Rahmet’i bir “tehdit” gibi algıladığından onunla alay ederek, sözlü sataşarak hatta tokat atarak büluğ çağındaki erkeklerde görülen tipik bir statü savunması halindedir. Afgan, zayıf ve güçsüz bir erkek işçi olarak bildiği Rahmet’i rakip görmesi, Lateef’in bu şekilde bütün merhametsizliğini ortaya çıkarmıştır.
Lateef’in bütün psikolojisi tek karede yerle bir olur: Rahmet onun için artık kumanda altına alınacak bir rakip veya alay edilecek bir erkek işçi değil; ailesine ekmek götürme mecburiyetinde erkek kılığına bürünmüş, mazlum ve masum, korunması gereken güzel bir kızdır. Daha önce tokat attığı Rahmet’i, artık koruyan, gizlice kollayan, iş yükünü hafifleten biri haline gelen Lateef’te, bu şefkatin ve merhametin uyanışı çok keskin olmuştur. Lateef’in erkekliği, öncesinde bir güç gösterisi iken şimdi koruma ve fedâkarlığa dönüşmüştür.
Baran’ın kırılganlığı, İran–Afgan cemiyet sınırları ve Lateef’in geçmişteki hoyratlığı, aralarında herhangi bir yakınlaşmayı imkânsız kılarken; Lateef’in içinde giderek büyüyen aşkı, sessiz bir fedakârlığa dönüşür. Baran şantiyeden uzaklaştırıldığında onu bulmak için günlerce işini bırakır; bütün birikimini Baran’ın ailesine ulaştırması için Soltan’a verir, sakladığı parasını koltuk değneği alarak Baran’ın babası Najaf’e harcar hatta son çare olarak kendi kimlik kartını satarak Baran’ın ailesine destek olur. Baran ise bu iyiliklerin hiçbirini bilmez. Afganistan’a dönerken kısa bir an için yan yana gelip neredeyse dokunacak gibi olmaları, kaderin onlara tanıdığı tek yakınlıktır. Kamyon uzaklaştığında Lateef, onu bir daha göremeyeceğini anlayarak yağmur altında çamurdaki son ayak izine hüzünle bakar. Her şeyini kaybetmiş olsa da, yüreğini olgunlaştıran, dünyayı yeni bir gözle görmesini sağlayan o görünmez ateşi kazanmış ve filmdeki Afgan ayakkabı tamircisinin;
“Ayrılık öyle bir ateştir ki,
Alevi yüreği yakar.“
şiiri tecelli etmiştir.
Lateef bütün birikimini ve hayati ehemmiyetteki kimlik kartını kaybetmiştir. Sevdiği kız Afganistan’a gitmiş ve artık hiçbir zaman göremeyecektir. Ama aynı zamanda paha biçilmez bir şey kazanmıştır: Artık bambaşka biridir. Dünyaya bakışı tamamen değişmiştir. Önceden göremediği bir dünyayı artık görebilmektedir. Yağmur hiçbir zaman ona eskisi gibi görünmeyecektir.
Büyük yönetmenlerin filmleri, ses kapalı olsa da diyalogları anlamasak da yalnızca görüntüler üzerinden bile anlaşılabilir. Filmimiz bu ifadenin tam karşılığıdır.
Lateef ile Rahmet/Baran çoğu zaman aynı kadrajda görünmez ama halleri ve perspektifleri her zaman sade ve akıcı bir şekilde aktarılır. Majidi, inşaat alanını atmosferik ve etkileyici bir mekân olarak kullanır. Sultan ve Rahmet’in şantiyeye ilk gelişini anlatan tek planlı çekim; onları üç kat boyunca takip ederken, şantiyenin düzenini ve dinamizmini bize fark ettirmeden göstermesi bunun en bariz misallerindendir.
Majidi, yağmur metaforunu sinematografisinin merkezine koyar: Baran’ın adı yağmurda mana bulur. Lateef’in dönüşüm anları çoğunlukla yağmurlu veya ıslak zeminli sahnelerde geçer. Finalde su birikintisindeki ayakkabı izi, aşkın saflığının sembolüdür.
Yağmur, hem temizleme hem de görünmeyeni görünür kılma metaforudur.
Baran, “yağmur”dur.
——-
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
Şiir gibi film tahlili olur mu olur. Misali yukarıda. Tebrik ederim.
Teşekkür ederim efendim. Film şiir gibi olunca tahlilinin de öyle olması icab etti.