Fikir

Gönlünü Koymak

Her işi aklıyla çözmeye çalışan insanlara bakıldığında çoğunlukla bu insanlar takdir edilir. Nitekim aklımızı kullanmak, tüm hayat tecrübelerimizden öte, Yaratıcımız’ın bizlere tavsiyesidir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik akıldır ve birçok sorunumuzun da sebebi onu hiçe saymaktan ileri gelir. 

Matematik problemi çözerken, hesap yaparken, yol tarifi alırken veyahut mekanik aletleri çalıştırırken aklımızla hareket etmek dışında yöntemimiz yoktur. Ancak insanların halini ve yaklaşımını değerlendirirken, olayları analiz ederken ya da bulunduğumuz ortamda nasıl karşılandığımızı gözlemlerken yalnızca aklımızı kullanmamız yetmez. Orada hislerimiz ve tecrübelerimizden de faydalanırız. 

Günlük hayatta çok sık karşılaştırılan iki ifadedir akıl ve duyarlılık. Bana kalırsa, ikisi birbirinden tam olarak ayırt edilebilecek kavramlar değildir. Nedense insanları sınıflandırma çabasıyla onlara hangisini daha sıklıkla kullandıkları sorusu sorulur: Olaylara akılcı mı yaklaşırsınız yoksa duygusal mı? 

Olaylara akılcı yaklaşmak elzemdir ancak duygularımızı hiçe sayarak değil. Aklımızı kullanırken his ve tecrübelerimizden de faydalanmak, hakikati ıskalamamak adına önem arzeder. Özellikle insan ilişkilerinde, eskilerin ‘gönlünü koymak’ dedikleri yöntemi göz ardı edemeyiz. Etten kemikten yaratılmış olmamız, ruhumuz olduğu gerçeğini gizleyemez. 

Birçok temel tartışmada bunu gözlemliyorum. “Allah sana akıl vermiş, bunu da düşün ve anla!” diye serzenişte bulunan insanlar oluyor. Bu gerçeği hiçbir zaman hiçe saymadan “ya verdiği ruhu nasıl değerlendireyim?” diyesim geliyor. Aklımızı kullanırken ruhumuzu unutmamamız gerekir. 

Rahmetli Alev Alatlı’nın, birçoğumuzun aşina olduğu etkili bir ödül töreni konuşması vardır. Orada merhume şöyle söyler:

“Aslolan hakkın helal edilmesi olmalıdır. Helalleşmek, mahkemede kazalınan haktan daha üstün olmalıdır. Çünkü her yasal hak helal değildir ve olamaz.” Bunun üzerine onlarca yasal hak ve helallik örneği vermiştir. 

Buradan da bazen ruha hitap eden şeylerin akılla yürütülenlerden daha önemli olduğunu görebiliyoruz. 

Tüm bunlara bakıldığında, aklımızı kullanmaktan hiç geri kalmadan, ruhumuzu ve gönlümüzü ihmal etmeden düşünmeli ve karar almalıyız. Meslek hayatımızdan insani ilişkilerimize kadar her konuyu böyle değerlendirebilirsek eğer, yaratılmışların üstünü olma özelliğimize erişme yolunda mesafe katetmiş oluruz. 

Allah hepimize akıl, vicdan ve merhamet duyularıyla hareket etmeyi nasip etsin ve ruhumuzun da bizim ayrılmaz parçamız olduğunu unutmayalım ki tekamül çabalarımızın manası olsun. 

Necip Fazıl Kısakürek’in şu anlamlı dizeleriyle bitirelim:

Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu…

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Nurten Topaloğlu

Mühendis. Seyyah. Amatör yazar. Blog yazarı. Okur. Bisiklet Müdavimi.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu