Hatıra

Mebus Bisikleti

On, on iki yaşları arasındaydım… Mahallede Kadriye bisiklet sürüyordu. Bense çomağa fırlayan tazı gibi peşinden seğirtiyordum. İnsafa geldi, sana da öğreteyim dedi ve azmettik, dakikalar içinde başardım, müteşekkirim…

Bundan sonra, ilk bisiklet sürüşüm on altı yaşıma denk gelir. (Meşhur yazarların cümlesi gibi olmamış mı burası?)

Abimin arkadaşları akşam oturmalarına gelirdi. Ben de fırsattan istifade, sekiz on tane değişik modelde bisikleti, sıra sıra araklamak sûretiyle, tek katlı evimizin kocaman bahçesini turlardım. Zaman içinde kocaman bahçe dar geldi ve tek kişilik çeteme iki yeni eleman eklendi. Bir gece abimin arkadaşları yine geldi. Şebekeyi topladım. Elif abla rotayı belirledi, Yaren ve ben tasdik ettik. Elif abla, hem mahalle baskısına maruz kalmamak, hem de tesettürlü olduğumuz için yadırganır kabilinden, tedbîren, benzinliğin yanından çok hızlı geçmemiz gerektiğini ısrarla vurguladı. Çünkü o benzinlikte, mahalle baskısının menbaı kimseler mevcuttu. 90’lı yıllardan bahsediyoruz dikkatinizi çekerim. İstikamet üzere koyulduk yola. Hepimizde bir mutluluk, bir heyecan, efendime söyleyeyim bir artislik bir afilli pedal çevirmeler… Biz bu hâl içre yol alıyorduk ki, bahsi geçen benzinliğin yakınında, karşı kaldırımdan üzerimize doğru havlayarak gelen, simsiyah iri bir köpeğin kovalamasıyla, Elif ablanın benzinliğe bodoslama dalması bir olmuştu. Bizse köpeği teğet geçip, ciddi bir heyecan ve endişe yaşamıştık. Netice itibariyle akabinde çete o gece dağılmıştı.

Tek başıma yola devam etme kararı vermiştim. Nasıl bırakırım ki, almışım vitamini bir kere…

Bir gece yine doyasıya gezmişim. Öyle ki, annemin tabiriyle, “osanmişim, buhmişim” (usanmışım, bıkmışım), bisikleti çaktırmadan yerine bırakayım diye eve dönmüştüm. Fakat o da ne? Evin kapısında abim, hababam sınıfının Mahmut hocası edasiyle beklemekte. O bakışları hiç unutmuyorum: Tek kelime etmeden, gözleriyle duvardan duvara çarpıp, vermişti sırtıma sırtıma negatifi. Haklıydı tabi. Meğer herkes dağılmış, bisikletin sahibi ise bisikletinin çalındığını zannetmiş. Ama abim sonrasında da hiç kızmadı. Bir bakışın hizaya soktuğu yıllardı, hey gidi…

O mahalleden, başka sokaktaki bir eve taşındık. Yirmili yaşlarımda baba bisikleti sürdüm karanlık sokakta. Yaz akşamları, geç saate kadar kapı önlerinde otururken, herkes dağılmaya yakın (bizim sokak tenha, evler çok sık değil ve genelde komşular evlerinde otururlar), muhakkak iki üç tur atardım. Arkamda yeğenlerimi gezdirirdim. Kapıda babam da olurdu. Annem, ilk zamanlar, babamın göreceği yerde bisiklet sürmemden utangaç bir keyif alırdı. Bir eliyle ağzını kapatıp tereddütle tebessüm eder, bir elini beline koyup bakardı bana. Sonraları öyle alıştı ki, gece kapının önünde oturma faslı bitip, eve giriş vakti gelince; “Bisiklet süreceksen az daha oturayım?” der oldu.

Şimdi elektrikli bisikletler var. Bana sorarsanız pedal çevirmek gibisi yok. O hareketin bereketinin verdiği iç huzur, tıpkı bulutlarda yürümek misâlî, kısmî hürriyet hissi, bir köpek kovarlarsa nasıl kaçacağımın hesabının verdiği heyecan, adrenalin dedikleri hani, elektrikli bisiklette yok.

Netice olarak, bisiklet iyidir, sürünüz. Tercihen baba bisikleti iyidir. Yüksek olur, direksiyonu da yüksektir, kendinizi seçim otobüsünde, halkının çığlıkları arasında tur atan mebus adayı gibi hissedersiniz.

——

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Sıla Münir

Nüktedân, Acemî, Sanatsever, Okur yazar.

2 Yorum

  1. Sıla yaaa gülmekten kırıldım, ne güzel bir hatıra böyle ama en çok da bisikletin seçim otobüsüne benzetmen ballı çörek gibi oldu sonda. Devamını bekliyoruz, iyiki osanmişsin, bihmişssin:)

  2. Sıkı takipcinizim! Başka bisikletli anılarınız varsa yazılarinizi gözluyoruz , bir ricadır <33

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu