
“Söz gümüşse sükût altındır” der atalarımız. Anlamını her daim idrak edemesek de hepimizin kulağına çalınmıştır bu söz. Hem güzel güzel konuşup anlatmak varken hem de insanların konuşarak anlaştığı mâlumken neden böyle demişler acaba?
Bulunduğunuz ya da yeni girdiğiniz ortamları bir düşünün. Çokça ses kalabalığı yaparak durmadan konuşmayı tercih eden insanlara karşı yaklaşımınız nasıl olur? Genelde itici bulursunuz. Hem sessizlik hem de sözlerde özen ararsınız değil mi?
Sormadan anlatan, sorulan sorulara geniş perspektiften cevaplar veren, her daim anlatacak onca şeyi olan insanlar; hepimizin hayat sahnesinde görülen şahsiyetler olmuştur. Oysa dinlemek o insanlara zor gelir. İçimizden, kısaca anlatmasını çok isteriz ama kırmamak adına dinleriz. Sakinlik, hep peşinde olduğumuz şeydir.
Kırılınca da susabiliriz. Anlatarak kendimizi ifade edemeyeceğimizi düşündüğümüzden mi yoksa daha iyi anlaşılmak için mi? Bizim bile ayırt edemediğimiz bir karardır bu. Sakince ve sabırla beklemeyi deneriz. Bir gün anlaşılmak ümidiyle…
Bazen kıran taraf oluruz. Orada da önceliğimizin kendimizi açıklamak ve gerekirse özür dilemek olması elzemdir. Sonrasında beşer kulların gazabına uğrar, yine susarız. Dediklerimizin anlaşılması ve özrümüzün kabulü için…
Zaman zaman güzel şeyler olur. İçimizden, başımıza gelen güzellikleri haykırarak gezmek gelir ama susmayı tercih ederiz. Öncelikle her şey yerli yerine otursun, işimiz tamamına ersin de öyle aktaralım isteriz. Onu da herkese değil tabii, en yakınlarımıza söylemekle yetiniriz. Biliriz ki güzel haberler çok da yaymaya gelmez: Göz değer, tamamına ermez, kötü niyetliler araya karışır ya da kaderden olmayacağı vardır. Bu ihtimalleri düşünüp boşuna dillendirmeye gerek olmadığı kanaatine varırız.
Büyüklerimize karşı saygıdan sustuğumuz da olur. Haklı/haksız gözetmeksizin edepten susarız. Bunu başarabildiği halde yaptığına pişman olanına denk gelmedim daha. Kadim kültürümüzü takip etmek, inancımıza uygun yaşamak her zaman hayatımıza değer katar.
İnsanların arasını bozmamak için susmalar da güzeldir. Laf taşımak zaten yanlışların en büyüklerinden sayılır. İnsanların birbirleri hakkındaki olumsuz yorumlarını iletmemek de erdemli hareketlerdendir. Zaten başkaları hakkında konuşulan ortamlarda bulunmamak asıl erdemdir.
Genellikle yaşımız ilerledikçe az konuşup çok susmaya gayret gösteririz. Zaman zaman kendimizi çok konuştuğumuz için eleştirirken bile bulabiliriz. “Derdimizi anlatacak kadar” konuşmak yeterli gelmeye başlar. Çok yakın dostlarımızla susarak anlaştığımız da olur.
Peki nedir bizi bunca gürültüden uzaklaştıran şey? Nedir sakinlik arayışımızın sebebi?
Bana kalırsa, bu soruların cevabı “Kemâle ermek”tir. İnsanın asıl amacı tekâmülünü tamamlamak olduğuna göre, bunu yaparken belirli aşamalardan geçmeli ve kendi benliğinin daha iyisine ulaşmaya gayret etmelidir. Hayat yolunda öğrendiklerimiz bizleri erdemli insanlar olmaya ulaştırıyorsa bir anlamımız var demektir.
——-
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün
hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
Kalemine sağlık yine can alıcı bir konuya değinmişsin Sükut ❣️