
Ne büyük fikirler, ne kalabalık gruplar gördü bu dünya. İnsan yıllar boyu uğruna savaşılacak onlarca şey buldu. Davaları için doğanlar, davaları için yaşayanlar, davaları için ölenler…
Başkalarının fikri duvarlarını yıkmak için başkalarını yıkmaya ant içenler….
Çoğu doğruyu bulduğunu sandı. Doğruyu bulmuş azınlık olmanın verdiği kahramanlık hissiyle başkalarını bu doğruya ikna etmek için her türlü yolu denediler.
İlginçtir; insan çoğu zaman güzeli kendine saklar, gizler. Güzeli bulduğunda ne herkesi güzelin güzel olduğuna iknaya ne de güzeli paylaşmaya kalkışır. Fakat büyük dava adamları, büyük fikir adamları; doğruyu bulmuş azınlık olmakla beraber, bu doğruyu herkesle paylaşmak isterler. Hatta o kadar büyüktürler ki kabul etmeyenleri doğruya zorlamaktan kaçınamazlar. İşte insanın girdiği bu kavga yüceliğini buradan alır. Kendilerini kurtarmış olmalarına rağmen başkaları için savaşmak, başkaları da kurtulsun diye ömürlerini harcamak ne yüce bir büyüklüktür.
Fakat bazen de…
Konu ne başkalarını kurtarmak; güzeli, doğruyu paylaşmak ne de yüceliktir. Belki de bir suçlunun yakalanacağını anladıkça artan gerginliğinin hareketlerine, ses tonuna yansıması gibidir heyecanları. İnsanın gücü elinde hissettikçe azgınlaşması gibi.
İnsan doğruyu bulduğuna öyle inanmak ister ki… Kendisinin doğru olduğuna öyle inanmak ister ki işte bu hisler onu yavaşça bir hastalık gibi avucunun içine almaya başlar. Bulaşıcı bir hastalık…
Belki de başkalarıyla doğrusunu paylaşıp kabul etmediklerinde dikte ettirmeye başvurmalarının sebebi aslında doğru olduklarını kendi kendilerine kanıtlama çabalarıdır. Çünkü çoğu zaman doğruları için ölebilecek olmalarına rağmen doğrularına güvenleri tam değildir.
Çünkü aslında doğruları için değil doğru olmak için savaşıyorlardır.
Çünkü çoğu zaman ne doğruları ne de insanlık içindir bu çaba. Tüm bu çaba içlerinde uzun zaman boyunca hissettikleri o eksikliği, ezikliği, aşağılıklığı düzeltmek ve doğru olabilmek içindir.
Öyle güçlü bir şekilde isterler ki doğru olmayı, herkesten daha güçlü, herkesten üstün olmayı öyle isterler ki… İşte bu uğurda yaşar ve bu uğurda ölürler. İşte dava budur. Dava kendisidir. Dava kibridir.
İnsanın savaşı, yeryüzüne geldiği ilk andan yeryüzünden silineceği son ana kadar kendisiyledir. Hiçbir dava yoktur ki insanın kendisiyle olan bu davasının gerçekliğine, gücüne yaklaşabilsin.
Ve insanın diğer tüm davaları kendileriyle olan bu savaşının mağlubiyetleridir.
——-
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.