
Niçin evlenmiyorum/evlenemiyorum? Çünkü Türk kızlarını memnun etmek çok zor. Bunu Türk kızlarını suçlamak maksadıyla söylemiyorum. Enteresan bir tespitim var.
Biraz geriden alalım…
Bizden önceki neslin (anne-babalarımızın, nine-dedelerimizin) hayat standartları gerçekten çok düşüktü. Sadece zenginlik/fakirlik itibariyle değil. Paran olsa da her istediğini alamazsın. Çünkü yok. Mesela canın yemek üstü çayın yanında kalitelisinden bir Marlboro cigarası istedi. Yok! Ancak yaza Almancılar gelecek de sana da bir iki dal düşecek…
Hali vakti yerinde olanların evinde bile en fazla kaliteli soba vardı. Çünkü daha kombi keşf olunmamıştı. Evet! Pazar akşamı, okula gitmeden önce çocukların güğümle su ısıtılıp salonun ortasında leğen içinde banyo yaptırıldığı zamanlar…
Hele köy evinde yaşayanlar için durum daha kötü. Elektrikler 1 saat var 2 saat yok. Gece bir ihtiyaç olsa gitmek için iki defa düşündüğün, evin 100 metre ötesine yapılmış bir tuvalet… Tahtakuruları ve fareler… Büyükbaş/küçükbaş hayvanların pislikleri…
1964 senesinde dedemin Almanya’ya gurbetçi gidip 5-6 sene çalıştıktan sonra Türkiye’ye 51 model Chevrolet arabayla geldiğinde Karagümrük eşrafına dahil olduğu ve akşam evine dönerken mahalleye sanki bir pilot girmiş gibi davranıldığı devrelerden bahsediyorum. Çünkü o zamanlar doğru dürüst şahsi otomobil yoktu.
Tabii her şey de kötü değildi. Gayrimenkuller günümüze nazaran daha alınabilir fiyatlarda idi. Ortadirek kesim bile başını sokabileceği bir daire satın alabiliyordu. Biraz fazla çalışan yatırımlık arsaya veya yazlığa bile sahip olabiliyordu.
Gelelim günümüze…
Şu anda ortasınıf için temel gıda malzemelerine sahip olmak lüks değil. 5-10 yaşında da olsa C segment bir binek otomobil, elde edilebilir bir şey. Fakat ortalama bir maaşı olan ve hanımı da çalışmayan bir erkeğin ev sahibi olması artık hayal oldu. Bırak ev sahibi olmasını, evinin aylık masrafını karşılayabilenler gittikçe azalıyor. Ekonomideki istikrarsızlık, haliyle milleti tereddüde sevk ediyor. Güvenli liman denilen altın, kripto paralardan daha çok atlayıp zıplıyor. Millet önünü göremiyor. İlâ âhir…
Şu realite ile…
Bir damat adayı düşünün. Zaten 22 sine kadar okumuş, daha yeni meslek edinmiş. Doğru dürüst birikimi yok. Yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Geç de olsa kendince yatırımlar yapmaya çalışıyor. Etrafındakiler “Hadi seni ne zaman everiyoruz” diye baskı yapıyor ama biri de elini cebine atmıyor (Sövmeyeceğim, merak etmeyin).
Tevekkeltü alallah deyip sağa sola haber salsa müstakbel hanımlar 5 burma talebiyle görücü kabul ediyorlar. Ev, araba, yazlık soranları saymıyorum.
Babasının 60 senede elde ettiği hayat standardını 20 yaşındaki damat adayında beklemek hangi vicdana sığar a dostlar!!!
Hadi kalender birine denk geldin. En kalenderinin bile gençliği sitede evde geçmiş. Bir kere sobanın altındaki kömürü almamış. Eli sıcak sudan soğuk suya değmemiş. Babasının arabasından inip de bir kere otobüse minibüse binmemiş. Kızın normali, bizden önceki neslin hayali. Şimdi gel de sen bu prensesi köy evinde yaşamaya ikna et.
Hadi kız, derviş meşrep çıktı da kabul etti. Bu sefer erkek kendini kötü hissetmez mi? Güzelim kızı attan indirdik eşşeğe bindirdik diye… Erkek olarak sen yeni bir hayat kurma aşamasındasın diye niçin milletin kızına eziyet ediyorsun. Çıkmaz sokak…
Bir Bekar
——
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.