Psikoloji

Yeraltında Yürüyüşler

Adım adım yürüyeceğim. Küçük küçük adımlar… Uzaktan bana bakan “yürüyor” bile diyemeyecek. Ama tabi, tabanlarımın altı sürtercesine tembel gibi görünmeyeceğim. Kararlı da olması gerekmezdi bu adımlarımın. Bir yere varma niyetinde zaten olmayacaklar. Nereye gideceklerini hiç bilmeyecekler, yoksa her gördükleri yerde dinlenmek isteyecekler; biliyorum onları. Soluklandıkları tek yer düşüncelerimin ağırlığı altında ezildikleri vakit olacak.

Yürüdüğüm mekânlarda ne kadar kaldığıma dair asla ve asla saat tutmayacağım. Güneş sadece namaz vakitlerinin tayinini hesaplarken işe yarayacak. Elimdeki kâğıda yazdığım yazılar ise sadece o anda oralarda yazılmış yazılar olacak. Ne bir filtreden geçirilmiş ne de sonradan ekleme yapılmış hâlde neşr edilecek. Bulunduğum mekânın ise kafamdaki düşüncelere hiç mi hiç tesiri olmayacak. Güneşin en ufak gölge bile bırakmadığı kadar aydınlık yer dahi olsa, yeri gelecek aysız bir gece kadar karanlık olacak kafamın içi.

Yol düz olsa dahi inadına “yamuk” diyeceğim kimi zaman. Sağa mı dönsem sola mı düşünceleri dahi olmadan, yolda gördüğüm turistlere bile selam vermeden yürüyeceğim ve bütün düşüncelerim o adımlardan doğacak.

Gittiğim yerlerin konumlarını ise hiç mi hiç paylaşmayacağım. Bencilliğimden değil elbet. Kimsenin yollara bıraktığım düşüncelere takılıp tökezlemesini veya benim yol boyunca edindiğim düşünceleri nerede bulduğunu bilmesini istemiyorum, hepsi bu kadar.

Sadece ben ve karış karış adımlarım olacak bu yolculuğun ne ne kadar süreceği belli, ne de nereye gidileceği. Sadece ben ve karış karış adımlarım…

Ama kimi kandırıyordum ki? Kendim bile inanmamıştım bu koyduğum şartlara. Nereye gideceğimi bir hafta önceden planlamış, internetten fotoğraflarına bile bakmıştım. “Filtresiz” dediğim cümlelerimi en az üç kez tashihden geçireceğimi biliyordum. Olur da bulunduğu mekânı tasvir etmem gerekir diye daha gitmeden kafamda ne yazacağımı planlamış hatta yazmıştım bile. Konumunu ise birkaç arkadaşımla çoktan paylaşıp bir dahakine onlarla geleceğime dair sözleşmiştim.

Güya sadece karış karış adımlarım ve ben olacak yolculuğum ise kamp olmaktan sadece iki eşya uzaktaydı. Kaybolma ihtimaline karşı telefon alınmış, aç ve susuz kalırım korkusuyla çantanın yarısı su ve yemekle doldurulmuştu. Ekstra tişört falan da konulmuştu ki terlenip hasta olunmasın. Anlayacağınız beyler, bir annenin evladı üzerinde titrediği gibi titriyordum nefsim üzerinde.

Belki de sadece inatçıyım, bilemiyorum. Ama kendini tabiatın kollarını atmaya çalışmadığım kesin. Sizlere de hiç kızgın değilim beyler. Ama şu kesin ki ben bir korkağım. O kadar korkağım ki gecelerim günün hep en karanlık zamanında sıkışık, gündüzlerime ışık sokacak pencerelerim kapkara. Karış karış adımlar mı? Peh! Yalancının teki olduğumu, sözünde duramayan ahmak bir insan olduğumu çoktan anlamış olmanız gerekirdi.

Tek isteğim kaçmak aslında benim. Topuklarıma vura vura kaçmak. Bunca zaman oyaladım sizi ki fırsattan istifade sıvışıverecektim aradan.

Aha! İşte sizlerden biri sanırım bu arkadaş da. Hey dalgalar! Tutmayın beni, zaten teker teker konuşmayı öğrenseniz birbirinizle konuşurdunuz.

Yalvarmamı mı istiyorsunuz? İlla ayaklarınıza mı kapanayım? Tamam, yaparım. Yeter ki, bırakın beni kaçayım sizlerden. Lütfen durdurmayın beni. Her sabah uçurumun kenarında uyanmak nasıl bir histir bilir misiniz? Nereye gidiyorum diye sormayın, söyledim sizlere.

Bırakın kopsun bacaklarım koşmaktan…

Bırakın yırtılsın ciğerlerim…

Bırakın eskisin ayakkabılarım…

Ebediyetim yanacakken benim iki bacağımın hesabını mı vereceğim sizlere? Bir bardak soğuk suyla kandıracaklar beni. Bomboş öleceğim. İtler, kurtlar bile yemek istemeyecek cesedimi.Onlar kazanacak. Her gece tekrar ve tekrar inşa ettiğim duvarlarım bir gün gelecek, onların yaptıkları bir gündüz taaruzunda temeliyle birlikte yıkılacak. Onlar kazanacak. Tıpkı onların istedikleri gibi olacak her şey. Tıpkı onların istedikleri gibi öleceğim. Onlar kazanacak

Kaçmayayım mı? Kaçmazsam ne olur göremiyor musunuz? Başınızı kaldırıp etrafınıza da mı bakmıyorsunuz? Yoksa çoktan sizler de mi birer piyano tuşu oldunuz? İstedikleri zaman istediklerini yapabilecekleri bir piyano tuşu…

Sizler de sonra diyeceksiniz ki “Ne var yani piyano tuşu olmuşsam? Görmez misin yapılan hastaneleri, kullandığın yolları, içtiğin ilaçları? Artık her yer daha güvenli, paralarımız için kasa bile veriyorlar. Refah seviyemizin arttırılması için bunların hepsini gerçekten inkâr mı edeceksin?”

Edeceğim. İsterseniz nankör deyin, edeceğim. İki kere ikinin dört etmesinden hep nefret etmişimdir. Beni yakalayıp bir piyano tuşu yapmak isterseniz de deli taklidi yapacağım. Önüme renkli renkli biri yuvarlak, biri uzun çubuklarla dolu deliller sunsanız dahi deli taklidi yapacağım.

——

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Fahri Kaan USLU

Mühendis. Araştırmacı. Müteşebbis. Hayalperest. Tabiatsever. Kitapkurdu

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu