Hikâye Yarışması (Toplam Ödül 18.000 TL)
Hikaye

Ah Begonya Ah

Ah begonya ah. Ne günler geçirdik seninle. Bazen hasret kaldık birbirimize, bazen de ‘’yeter artık sıkıldım senden’’ der gibi sırtımızı döndük kısa kısa. İlk geldiğin günü hatırlıyorum senin. Hem de bugün gibi. Rahmetli anneannemin elinde girmiştin kapıdan. Yağmurlu bir ege sabahında apar topar bulunmuş bir gazete parçasıyla örtüvermişti seni. Suyu sevdiğini bile bile korumak istemiş seni yağmur damlalarından. Komşudan almış seni. Hani bakılamayan üç beş kardeşten biri evlat verilirmiş ya eskiden, öyle düşün. Veya komşusunun en sevdiği hediyeyi verip onu mutlu etmek gibi düşün. Nihayetinde bizim bir araya gelmemizmiş muktedir olan.

‘’Anneanne ne güzel bir şey bu” dediğimi hatırlıyorum senin için. Seni çok beğendiğimi anlayınca “çok sevdiysen senin olsun paşam” deyiverdi. İşte o an başladı yarenliğimiz seninle. Çok sevmiştim seni, sanki kardeş gibi. Lakin çocuk aklıyla kendim gibi zannederek her gün sana su vermeye başlayınca neredeyse kaybediyordum seni. Anneannem ikaz etmese sensiz bile kalabilirdim. Neyse ki çabuk toparladın kendini. Rahmetlinin bana ikazı da irfan deryasından bir damlaydı sanki. Dedi ki; “Paşam her şeyin azı karar, çoğu zarardır.” O zaman anladım ki; bir şey ne kadar güzel, keyifli ve faydalı olursa olsun ihtiyaçtan fazlası muhatabına zarar verebilir. Cemalin hep aynı kalsın diye, seni kardan, kıştan ve soğuktan korurdu anneannem. Yazlık yerin ayrı, kışlık yerin ayrı idi. Seninle kaç kış geçirdik bilmiyorum ama birlikte geçirdiğimiz yazlar daha keyifli idi.

Hatırlar mısın? Bir gün okuldan gelmiştim yorgun argın. O zamanlar yorulurduk biz tedrisat için. Şimdiki gibi son model servisler yoktu kapıdan alıp, kapıya bırakan bir ekâbir evladı edasıyla.

Tedrisatta geçirdiğimiz vakit kadar eve gelip gitmek için her gün adımlayıp, ezberlediğimiz yollar yorardı bizi. Olsun be begonya, yüksünmezdik biz yol yürümekten ama yorulurduk biteviye. İşte o gün farklıydı çünkü karne günüydü. Çantamı bir köşeye fırlatıp hemen seni görmek için bahçeye koşmuştum yine yolun ve tedrisatın yorgunluğuna aldırmadan. Bir de ne göreyim senin kadar kırmızı ve senin kadar ışıldayan bir bisiklet. Hem de ikiniz yan yana. En mutlu olduğum günlerden biriydi. Canım babam…

Hep mutlu hadiseler yaşamadık seninle. Senin gözyaşlarını çiğ tanesi diye yutturup, benimle birlikte ağladığını da biliyorum. Kolay şey değildi hiçbirisi. Evimizin büyüğü, reisi, çınarı son günlerinde “beni bahçeye çıkarın” diyerek senin yanı başında nefes almaya çalışan biricik dedem, son nefesini de ikimizin yanında vermişti. O gün benim üzerime çığ, senin üzerine de çiğ düşmüştü sanki.

Hangi birini anlatayım ki begonya. Dayımın askerliğinden mi bahsedeyim, yoksa seninle aynı bahçeyi paylaşarak cümbür cemaat yaptığımız iftarlardan mı? İftar demişken sen her ne kadar Fransız asıllı olsan da yadırgamazdın bizim dünya ve ahiret görüşümüzü. Bizimle birlikte oruç tuttuğunu zannederdim hatta emindim. Zira ramazan ayında sana su verme işini hep iftar zamanı icra ederdim. Çocuk aklı işte. Hele ilk tekne orucu tecrübemde gizlice su içtiğimi yine sadece sen görmüştün. Babamın görevi sebebiyle sadece hafta sonları görebildiğim, anne ve babamı özleyip yine gizlice ağladığımı da sen görürdün hep. Ama begonya, gaflet üzere olup da unuttuğumuz bir şey varmış meğer ikimizin de. O da canlı ve cansız her varlığın doğumu, hayatı ve ölümü… Yani her başlangıcın bir sonu, her sonun da bir başlangıcı vardır. Lakin bazı sonlar vardır ki; gerçek başlangıçlardır. Seninle birlikte kimlerin sonuna şahit olmadık ki! Dedemle başlayan, en büyük dayım, sonra annem ve bir melek kadar günahsız yeğenimle devam edip, ikimizi bir araya getiren biricik anneannemle biten ayrılık ve hüzün zinciri. Birlikte yaşadık hep seninle. Uzak da kalsak, ayrı da kalsak yine bir fırsatını bulup hep yeni hatıralar biriktirdik.

Ah begonya! şu an sanki son, hem de en son hatıramızı yaşıyoruz zannediyorum.

Bak begonya herkes gitti. Hâlbuki az önce sevenlerim yanımda, sağımda, solumda hatta tam baş ucumda idi. Buğulu gözler ve hayırlar ile yâd ederken semaya açtıkları ellerini yüzlerine sürmeden bir sürü yolluk hediye ettiler bana. Son yolculuğumda yoldaş olsun diye. Bu bizim son hatıramız begonya. Her şeye rağmen en güzel hatıramız bu oldu sanki.

Neden mi? Şu an aramızda sadece birkaç kürekle kat kat atılmış bir miktar toprak yığını var. Vedalaşmamızı istercesine seni üzerime bıraktıkları anda çok sevinmiştim. Bu bir veda değil, ikimizin topraklarını birleştirecekler dedim. Öyle olmadı maalesef. Senin toprağına bir miktar su döktüler. Yıllarca sana dostluk yapan kiremit saksından taşan damlalar benim toprağıma süzüldüler ve benimle birlikte üzüldüler. Dost kokan, yarenlik kokan, hatıra kokan bu damlalar ile iktifa etmeliydim artık. Lakin sen öyle mi?

Az sonra biri gelecek, “Bu begonya burada yaşayamaz, bakan da olmaz ” deyip alıp götürecek seni. Belki yeni başlangıçlara, hayatlara ve sonlara şahit olasın diye. Yeni ve seveceğin bir yarenle, yeni hatıralar biriktiresin diye. Kim bilir?

Ah begonya ah. Her şeyin bir sonu, her sonun da bir başlangıcı var.
Sevgi, aşk, muhabbet ve yarenlik hariç…

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Ayhan Özbek

Şair. Yazar. Eğitimci. Müteşebbis. Ressam. Hattat. Mütefekkir.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu