
Genç bir pazarlamacı, eski bir yazar ve meşhurlardan bir şair, çalıştıkları hanın çatısında tanışmış ve yeni bir dostluk kurmuşlardı. Akşam vakitlerinde hoş sohbetler edip, günün yorgunluğunu ince belli bardaklardan çay yudumlayarak ve yüksek perdelerinden laflayarak atıyorlardı.
“Benim söylemediğimi düşünebiliyor musun” diyordu şair. “Çünkü ben bir şairim ve kelimelerle oynamadan, manalara önce kendim hayret etmeden, heceleri hissede hissede şiir söylemeden duramam!”
Yazar derhal mevzuya mukabelede bulunuyor;
“Yazmadan geçirdiğim her gün ziyandır, zira ben yazmazsam, akla, fikre ve yazıya yazık olur! Ben yazmasam hikayeler kaybolur! Düşünceler zayi olur” diyordu.
Bir yazar ve bir şairin yanında konuşmak pek de haddine olmayan genç pazarlamacı, duydukları karşısında şaşkındı ama yüksek sesle arkadaşlarına döndü:
“İşte bunlar hep kibirden erenler” dedi ve dua etti;
“Allah’ım, kelam yerine ukalalık ettiren, eser yerine kibir çıkaran bu zevattan sana sığınırım! Bu aciz pazarlamacı kuluna, mertlikle doğru söyleyen bir dil ve helal kazanç nasip et, şu budala dostlarıma da bir tutam akıl!”
Çünkü ey akıl sahibi kişi,
bir şairin yazmadığı görülmüştür de ölmediği görülmemiştir!
Ölümün devasalığında, cüceliğine şan arama!
——
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
Yazmaya cesaret ettik karşımıza ne çıktı diyesim geldi 🎈