TahlilEdebiyat TarihiFilm TahliliTarih

Güney Amerika’daki Kürek Mahkûmları ve El Dorado (Altın Şehir)

Henry Charrière tarafından 1969 yılında kaleme alınan Fransız romanı Kelebek (Papillon), yanılmıyorsam 2010 civarında Türkiye’nin çok satan kitaplar listesinde yerini almıştı. Kapakta demir parmaklıklar, parmaklıkların üzerinde mavi bir kelebek, arkasında da sarıya çalan bir dünya haritası vardı. Roman, hiç işlemediği bir suçtan dolayı Güney Amerika’daki meşhur Şeytan Adası’na sürülen Henry Charrière’nin başından geçenleri otobiyografik bir üslupla anlatıyordu. Fransa’da birden fazla duruşmada yargılandıktan sonra ömür boyu kürek cezasına çarptırılan Charrière’in artık tek bir şey uğruna çabalaması gerekiyordu: Oraya sürülen çoğu esirin hayata dair tek umudu uğruna… Firar edebilmek uğruna…

Charrière’nin hikâyesi 1973 yılında beyaz perdeye aktarılır. Franklin J. Schaffner’ın yönetmenliğini yaptığı filmde Steve McQueen, Charrière (Papillon) olarak başroldür. Yüksek meblağlar harcanmasına rağmen film harcamalardan iki kat fazlasını kazanır. Papillon filmi 2017’de farklı bir kast ve yönetmen ile yeniden çekilir. Bu versiyonu Michael Noer yönetmiştir, filmin başrolünde ise bu sefer Charlie Hunnam oynamaktadır.

Kelebek (Papillon) hikâyesini ilginç kılan unsurlardan biri, olayların Fransız Guyanası’nda geçmesi… Yani kürek mahkûmlarının gönderildiği, Güney Amerika’daki Fransız koloni bölgesinde… Türkçede Güyan olarak bilinen Guyana, Güney Amerika kıtasının kuzeydoğusunda yer alan ve koloniler tarafından paylaşılmış tropikal bir bölge… Atlas Okyanusu, bu ekvator ikliminin kuzeyinde kalıyor. Güyan bölgesini ilk olarak Kristof Kolomb 1498’de keşfediyor. Bölge akabinde İngiliz, Hollanda ve Fransız hükümetleri arasında paylaşılıyor. Fransız millî meclisinde bir milletvekili ve bir senatörle temsil edilen Fransız Guyanası, 1852-1947 yılları arasında kürek mahkûmlarının gönderildiği bir hapishane olarak kullanılıyor. 

İstanbul’dan Şeytan Adası’na Sürgünler

Fransız Guyanası’nı özel kılan, elbette ki Fransızların bölgeyi cezalandırma adası olarak kullanmasıydı. Şeytan Adası ismiyle bilinen bölge, dehşetli şöhretiyle hafızalarda yer edinmişti. Fransızlar yalnızca Avrupa’daki duruşmalarda değil, Mütareke Dönemi İstanbul’undaki duruşmalarda da suçlu bulduğu kişileri Güney Amerika’daki Şeytan Adası’na gönderiyordu. İstatistiklere göre Ada’ya gönderilenlerin yüzde 90’ı sert iklim şartlarından, salgın hastalıklardan, veya açlıktan dolayı yamyamlığa başlayan diğer arkadaşları sebebiyle hayatını kaybediyor; gidenlerin yalnızca yüzde 10’u hayatta kalabiliyordu. Kurtulanlardan biri Mehmet Ali Kayan’dı. Haksız yere Şeytan Adası’na sürülen Türk isimlerden bir diğeri Polis Cemil Efendi’ydi. Daha önceki yıllarda Şeytan Adası’na sürülen meşhur isimlerden biri Alfred Dreyfus’tu ki adanın en ünlü mahkûmu olarak bilinir. Émile Zola, Suçluyorum (J’accuse) adlı eserini Dreyfus’un sürgünü üzerine kaleme almıştı.

Mehmet Ali Kayan: Türk “Kelebeği”

İstanbul’un işgal altında bulunduğu Mütareke Dönemi’nde Mehmet Ali Kayan, Şeytan Adası’na sürgün edilen bir Türk mahkûmdur. Yıllar sonra, her şey sona ermişken Hasan İzzettin Dinamo dostu Mehmet Ali Kayan’a Charrière’nin Kelebek romanından bahseder. Kayan ise, kendi hikâyesinin bu romandan daha ilginç olduğunu söylerek otobiyografisini anlatmaya koyulur. Gazeteci Nezih Uzel ile Hasan İzzettin Dinamo böylece Mehmet Ali Kayan’ın bütün hikâyesini kayıt altına alır. Dinamo, bu görüşmelerden yararlanarak “Türk Kelebeği” adlı bir roman bile yazar. Çarpıcı gerçekler, dudak uçuklatan olaylarla dolu; romanları aratmayan bir otobiyografi meydana gelir. Hikâyede dehşet, korku, ümit ve daha pek çok duygu harman olur. 

El Dorado Efsanesi

Güney Amerika’daki Guyana bölgesini 1545 yılında Alman gemicisi Philippe de Hutten ziyaret eder. Rivayete göre bu ziyaretinde ormanın içlerine doğru yaptığı gezi sırasında, evlerinin damı altınla kaplı olan bir şehir bulur. Söylentilere göre ünlü El Dorado efsanesi gemicinin bu tasvirlerinden doğar. Avrupalılar 16’ncı ve 17’nci yüzyıllarda bu yaldızlı şehrin Amerika’da bir yerlerde sahiden de mevcut olduğuna inanmıştır. El Dorado arayışları, sayısız can kaybına sebep olur. 

Dönem kaşifleri Güney Amerika keşif yolculukları konusunda ciddi derecede motivedir. Avrupalıların altın bulma hayalini besleyen bir macera silsilesi başlar. İspanyollar El Dorado şehrini bulmak için Amazon ormanlarında, dağlarda ve nehirlerde yıllarca ve çoğu zaman umutsuzca dolaşırlar. El Dorado, zaman geçtikçe edebiyata, filmlere konu olan unutulmaz ve hayalleri süsleyen altınla kaplı bir hikâyeye dönüşür. Fakat bu dillere destan şehir hiçbir zaman bulunamaz.

Kolombiya Sınırlarında El Dorado İzleri

Tarihî bilgilere göre Güney Amerika’daki Guyana bölgesine komşu sayılan Kolombiya sınırlarında, yerli Muisca Kabilesi yaşamaktadır. Bu kabile, yeni şeflerini altın tozuna bulayıp sonra göle daldırıp yıkamakta, altın ve zümrütleri de suya atarak tören yapmaktadır. Bu da El Dorado efsanesine kaynaklık eden hakikatlerden biridir. Nitekim El Dorado, İspanyolca “altınla kaplı” manasına gelir ki kelimenin Arapçayı andıran ön ekli yapısı, Endülüs coğrafyasına ait bir kelime olduğunu izhar ediveriyor zaten. 

İspanyollar El Dorado’yu bulamasalar da bölgenin güneyinde pek çok altın buldukları için, dibinde daha fazlası vardır ümidiyle Guatavita Gölü’nü kurutmaya çalışırlar. Ne var ki gölün dibinde de aradıklarını bulamazlar.

El Dorado Yolu (The Road To El Dorado) Filmi

National Geographic’in ifadesi* El Dorado efsanesini tatmin edici bir şekilde tasvir ediyor: 

“Bu hikâye, gerçek bir ritüelin İspanyol hırsıyla birleşerek zamanla coğrafi bir seraba dönüştüğü en ünlü efsanelerden biriydi…”

Disney’in 2000 yılında piyasaya sürdüğü El Dorado Yolu (The Road to El Dorado) adlı çizgi film çok geçmeden Türkçe dublaj ile piyasada kendini göstermeye başlar. O belki de Türkiye’de pek çoğumuzun bu efsaneyle tanışmasına vesile olan çizgi filmdir. Çocukluk yıllarım o döneme rastladığı için böyle düşünüyor olabilirim tabii. Fakat şimdiki akıl ve fikrimle filmi yeniden seyrettiğimde, Disney’in aslında yetişkinlere yönelik filmler çektiğini, bu filmlerden çocukların da nasiplendiğini açık ve net görebiliyorum. 

El Dorado Yolu, çocuklara uygun olmayan bu çeşit çizgi filmlerden biriydi bence. Akıl karıştıran, sadece yetişkinlerin anlayabileceği göndermeler yapan, müstehcen imalarda bulunan ve en kötüsü de iman sorgulatan unsurlar sinsice işlenmiş bir filmdir El Dorado Yolu… Bu yüzden çok temkinli yaklaşmak lazım. Tam bir koloni zihniyeti ile projelendirilmiş olan filmin senaryosuna göre El Dorado halkı onca altın varlığına rağmen son derece ilkel dinî inanışlara sahip… Ayrıca öyle bağnaz ve saflar ki, gelen 2 İspanyol yabancıyı tanrı zannedip (haşa) onlara tapınmaya başlıyorlar. Bu durum keşfe çıkan bu iki maceracı adamın suçu olamaz tabii ki!.. Kabiledekiler böyle cahilce inanıyorsa, filmin başrolündeki iki adam da bu duruma “mecburen” ayak uyduruyor. 

Sözü geçen bu iki maceracıya ek olarak, bölgeyi arayan İspanyol askerleri de mevcut. Yerliler dışarıdan kurtarıcı ve ilahi bir güç bekliyor; Avrupalı askerler de şehri arıyor. Bu iki hakikat denk gelip birbirini tamamlamak üzereyken senaryo gereği İspanyollar el değimemiş El Dorado şehrini bulamadan, tabiri caizse kapıdan dönüyorlar. El Dorado bulunamıyor, keşfedilmemişliğini koruyor, tarih değişmiyor ve film son buluyor. 

Dillere destan olan El Dorado kenti bir hakikat miydi, eğer mevcutsa hakkında uydurulan efsanelerle ne derece örtüşürdü bu bir muamma… Fakat hem altınla kaplı, zenginlikle dolu, hayalleri süsleyen bir şehre inanmış olanlar; hem de ileriki yüzyıllarda bölgeye tarihin en kanlı ve korkunç hapishanesini kuranlar aynı kişiler. 

Avrupalıları anlamak pek güç, ancak bölgenin hafızasına bıraktıkları iz ekolojik olarak da sosyolojik olarak da yıkıcı olmuş, şüphesiz. Şüphesiz fakat şaşırtıcı değil, vesselam…

*****

* Willie Drye, “The Real History Behind El Dorado, The Legendary City of Gold”, National Geographic (September 4th 2025), (Erişim: 2 Mayıs 2026).

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Bir Yorum

  1. Sevgili Elif ufuk açıcı bir yazı olmuş, Türk Kelebeği kitabını hemen sipariş veriyorum. Filmi de seyretmemiştim ilk fırsatta listeme ekledim. Bu tarz yazılarının devamını bekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu