
Hangi karanlıklara saklanırsan saklan, tekrar tekrar mumla aranan o insansın sen…
Hangi kuyuya düşersen düş, Yusuf* olarak çıkmak yazılmış alnına…
Hangi kurt kemirirse kemirsin etini, sende o Eyyûb* sabrı olduktan sonra Allahü Teala elbette şifanı da ihsan buyuracaktır.
Kader kader deyip durma, sen kaderin içinde kendine bak; ne eylemektesin?
Karmakarışık yumak olmuş kederinin çile çile ipini mi çekersin; yoksa ayağın çamurdan gitse de gözün ferahfeza göklerin ak telekli bulutlarında mıdır?
Ne çektiğin değil, bu çektiğin çilelerle gönlüne ne nakşettiğin mühim… Yediğin bu iğnelerle ne işlemektesin?
Neyi nasıl yaptığın önemli… Yaptıkların seni gösterir. Severek yaptığın işler ışıldar… Sevmeden yaptıklarını hangi hünerle yaparsan yap, en güzel çiçeği diksen de gönülden bir can suyu vermezsen büyümez.
Gülümsemeyi biliyor musun? Ah çok mu derdin var! O halde yüzünden değil hüzünden gülümser insan olan… Sen dişleriyle değil, kalbiyle gülenlerden ol… Sen sözleriyle değil, kalbiyle sevenlerden ol…
Sen dertleriyle değil, ümitleriyle yaşayanlardan ol…
Öyle olursan, hangi karanlığa girersen gir mumla ararlar seni… Hangi deliğe saklanırsan saklan, arar bulurlar seni… Hangi kuyuya düşersen düş, seni mutlaka sultan olarak çıkarırlar.
Sanır mısın ki dünyadır da burada hiç rahat yoktur! Elbette vardır ama buranın rahatlığı da bu kadardır işte; sen kuyuyu zindan sanırsın da hür ruhun için sarayın da bir kafes olduğunu unutursun!
Na’palım ki insansın… Na’palım ki ümit yurdusun ama baştan başa nisyansın…
—
*Aleyhisselam
——————————————————————
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz