Fikir

Sosyal Medya’nın İnsanları

‘Dijital Kimlik: Kişinin Aslı Değil, Sunumu

Günümüz insanının belki de en büyük alışkanlıklarından biri olan sosyal medya kullanımının, belli bir disiplin içerisinde kalmadığı müddetçe insanlarda oluşturduğu birçok tahribattan sadece iki tanesine değineceğim bu yazımda. Birincisi, sosyal medyanın insan karakteri üzerindeki etkileri, ikincisi sosyal medyanın insan için adeta bir kimlik oluşu meselesi.

Sosyal medya, sadece bir iletişim aracı olmanın ötesine geçerek insanların karakter yapısını, toplumsal davranışlarını şekillendiren güçlü bir mekanizmaya dönüştü. Araştırmalar, sosyal medyanın karakter üzerindeki etkisinin “çift taraflı bir kılıç” gibi olduğunu gösteriyor.

Sosyal medyanın insan karakteri üzerindeki temel etkileri; yetersizlik hissi (başkalarının hayatlarını gördükçe kendi hayatını sıradan ve yetersiz bulma), birilerinin beğeni ve onayına bağımlılık hissi (başkaları için yaşama ve takdir görme açlığı), günü kaçırma korkusu (gündemi anında yakalama hazzı ve eğer yakalayamazsa çok şey kaçıracağı korkusu), hızlı tatmin ihtiyacı (hayattaki her şeyin ve her istenilenin sosyal medya hızında gerçekleşmesi beklentisi), dikkat dağınıklığı (sosyal medyanın her şeye yüzeysel bakması ve işlemesi sebebiyle, dikkati toparlayamama ve hiçbir şeyi derinlemesine tahlil edememe durumu), rol karmaşası, kendine yabancılaşma ( kullanıcının kendisini sürekli cesur, daha mutlu, daha zengin göstermeye çalışmasının, zamanla kendisine yani kendi gerçek kimliğine yabancılaşması durumu), narsisizm eğilimi ( yakın plandan sürekli kendi fotoğraflarını, videolarını ve hayatını paylaşma hali, benmerkezciliği tetiklemektedir.) olarak sıralayabiliriz. Tabi ne yazık ki liste bu kadar kısa değil. Mesela empati duygusuna verdiği zararlardan, her duygunun ve fikrin karşıya aktarılmasındaki kısırlıktan, zamanla insanı kalabalıklar içinde yalnızlığa sürükleyen yanından, bedenlerin sergilenmesi ahlaksızlığının ruhu zindanlara kapatmasından, ekran başında geçirilen zamana bağlı olarak gelişebilecek sağlık sorunlarından, okuma alışkanlığının kaybedilmesinden, aşırı zaman kaybına bağlı faydalı işlere vakit bırakmamasına varana kadar birçok zararından teferruatlı olarak bahsedemedik bile.

Hiç mi faydalı yanı yok diye düşünebilirsiniz belki. Bilinçli kullanmak şartıyla bilgiye açıklık anlamında farklı kültür ve fikirlerden haberdar olmak ve kendini ifade etmekte zorlanan kişilerin aynı ahlaki bilince sahip kişilerle iletişimi neticesinde özgüven kazanması ve kendini ifade edebilmesi faydaları arasında sayılabilir. Yukarıda saydığımız zararlarından etkilenmeden faydalarına kavuşabilmek de her babayiğidin harcı değil gibi sanki. Yada sosyal medyanın olmadığı zamanlarda eksikliğini hissetmediğimiz şeyleri (bir sürü tanıdığımız tanımadığımız insanların ne yiyip içtikleri, ne giydikleri, tatile nereye gittikleri, günün herhangi bir saatinde evlerinde ne yaptıkları vs.) şimdi mutlaka bilmemiz gerekiyormuş gibi hissettirilmesi sizce de tuhaf değil mi?  

Şimdi müsaadenizle gelelim sosyal medya bir kimlik midir sorusuna…

Sosyal medya, başlangıçta bir iletişim aracı olarak hayatımıza girmiş olsa da, bugün karakterimizi yoğuran, kimliğimizi yeniden tanımlayan hatta adeta cüzdanlarımızda taşıdığımız kimlik kartlarımız kadar bizi anlatan, tanımlayan ve insanı tanıma sanatını kökten değiştiren devasa bir laboratuvar halini aldı.

İnsanlar gerçek hayatta törpülemek zorunda kaldıkları köşelerini, dijital dünyada uç noktalara taşıyabilirler. Beğeni butonlarının sağladığı anlık dopamin, karakterde “beğenilme ve tasdik edilme bağımlılığı” adı verilen bir gedik açar ve kullanıcılar zamanla oldukları kişiden ziyade, görülmek istedikleri kişiye dönüşmeye başlarlar. Bu durum, sabrın yerini hıza, derinliğin yerini ise yüzeyselliğe bıraktığı yeni bir karakter tipi doğurur.

Bugün “Sosyal medyam yok” demek, modern dünyada bir tür “yokluk” beyanı gibi algılanmaktadır. Sosyal medya profillerimiz artık sadece birer sayfa değil; siyasi görüşümüzden estetik zevklerimize, sosyal statümüzden ahlaki değerlerimize kadar her şeyi barındıran dijital birer kimlik kartıdır. Ancak bu kimlik, cebimizdeki nüfus cüzdanlarımız gibi net ve durağan değildir. İnsan, fiziksel dünyada tek bir bedene hapsolmuşken, dijital dünyada “akışkan bir kimliğe” sahiptir. Paylaşılan bir fotoğraf ya da bir video, o anki kimliğimizin bir parçası olur; ancak bu kimlik, çoğu zaman gerçekliğin filtrelenmiş ve kurgulanmış bir versiyonudur. Dolayısıyla sosyal medya bir kimliktir, fakat bu kimlik kişinin “aslı” değil, “sunumu”dur. Bu değişkenlik, takip edilen insanları sosyal medya hesaplarına bakarak doğru tanıyamayacağımızı göstermektedir. Eskiden birini tanımak için “onunla yolculuğa çıkmak veya ticaret yapmak” gerekir denirdi; bugün ise profiline göz atmak yeterli sanılıyor. Sosyal medya, insanı tanımak için bize bazı kriterler sunabilir ama bu kriterler yanıltıcı birer illüzyon olabilir.

Bir kişinin neyi paylaştığından ziyade neyi paylaşmadığı, eleştirilere verdiği tepkiler, takip ettiği kitlelerin niteliği, karakteri hakkında daha dürüst ipuçları verir. Sosyal medya, insanı tanımak için bir başlangıç noktasıdır ancak ruhun derinliklerine inen bir yol değil, sadece evin dış cephesini gösteren bir fotoğraftır.

Gelelim birden fazla hesap sahibi olma durumuna. Aşağıda bu konu ile ilgili kendimce yaptığım tespitler; önemli ve tanınmış kişi ve kurumların bir siber saldırı neticesinde bütün verilerini kaybetmemek için kullandıkları yedek hesapları kapsamamaktadır. Birden fazla hesap kullanımı hakkında yakın çevremle ve arkadaşlarımla yaptığımız münazaralarda sıkça kullandığım bir ifade var. Şöyle ki:

Farklı farklı hesapları (sosyal medya hesabı) olanların, farklı farklı hesapları ( planları, gizledikleri işleri vs.) vardır.

Tabi bu sözüm aynı platformda birden fazla hesabı olanlar için. Zira aynı platformda birden fazla hesaba sahip olma durumu, modern insanın iç dünyasındaki bölünmüşlüğün bir yansımasıdır. Bu durumun arkasında birkaç temel sebep yatar:

  1. “Stalk” kültürü dediğimiz, başkalarını fark edilmeden izleme arzusu, insanları anonim hesaplar açmaya iter.
  2. Ana hesapta “mükemmel ve başarılı” imaj çizilirken; ikinci, daha kapalı hesapta sadece yakın çevreye yönelik “samimi, kusurlu ve doğal” içerikler paylaşılır. Bu, toplumsal baskıdan kaçış alanıdır.
  3. Kişi, iş kimliğiyle hobilerini veya radikal fikirlerini birbirinden ayırmak isteyebilir.
  4. Sonuncusu ve bence en tehlikelisi; kendi hayatını ve karakterini birden fazla parçaya bölme durumu. Yani bazı paylaşımlarını, bazı insanlardan gizleme ve birtakım insanlara fütursuzca paylaşma durumu diyebiliriz. Karşılaştıkları insanları biraz olsun tanıdıktan sonra, o kişi hangi hesabının paylaşım kriterlerine yakınsa o hesabına dahil etmek. Bu tip kullanıcılar belki de en tehlikeli kullanıcı tipidir ve en basit tarifle sahtekar ve iki yüzlü insanlardır.

Velhasıl; sosyal medya insan karakterinin hem mimarı hem de aynası olma yolunda hızla ilerlemektedir . İnsanları birbirine bağlarken, aynı zamanda kendisine yabancılaştırabilmektedir. Şeffaflık, samimiyet, doğruluk, dürüstlük gibi kıymetler bir ekranın arkasında olduğundan farklı gösterilebilmektedir. Birden fazla hesap açarak kimliklerin bölünmesi, aslında tek bir kalıba sığamayan karmaşık yapının dijital çığlığı niteliğindedir.

İnsanı gerçekten tanımak ise, küçük ekranların bize gösterdiği ile değil, göz göze gelindiğinde başlayan o kadim yolculukta gizlidir.

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Abdülkadir TÜRKÖLMEZ

Tarihçi. Edebiyat. Şiir. Seslendirme. Tefekkür. Sağlık Memuru.

5 Yorum

  1. Maşallah. Elinize, kaleminize sağlık. Bu konunun başlığına bence (I) yazılıp devamının gelmesi sağlanmalı. Özellikle neslimizi çok fazla tesiri altında bırakan ‘sosyal medya’ nın çocuklarımız üzerindeki etkisi, onları bu kimlik karmaşasından nasıl koruyacağımız gibi konuların da işlenmesi çok faydalı olacaktır. Selametle

  2. Çok teşekkür ederim kardeşim, inşaallah devamı gelir ve bir faydaya vesile olur.

  3. Benim de merak ettiğim, daha da derinine nüfuz edilerek tetkik edilmesinin lüzumuna inandığım bir konuya el atmışsınız. Zevkle okudum. Teşekkür ve tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu