Afganistan’da Ne İşimiz Var?

Afganistan'da ne işimiz var? Necip YILDIRIM
Afganistan'da ne işimiz var? Necip YILDIRIM

Yazıklar olsun bize ki Türkiye-Afganistan münasebetlerinin yüzüncü yılını kutlamışız.

Kızıl Ordu tankları dedemin Akça’daki dükkanını yaktı. Komünist rejime katılsanız Afganistanlı mücahitlere karşı savaşmak zorundaydınız. Mücahitlere katılsanız, komünist rejim tarafından cebirle silah altına alınan zavallı Afganistanlılara karşı harp edecektiniz. Ailemiz parça parça Afganistan’ı terk etmek zorunda kaldı.

Biz Mezâr-ı Şerif’teydik. Çatışmalar şiddetlenmişti. Duramadık. Evimizi barkımızı bırakıp Afganistan’ı terk etmek mecburiyetinde kaldık. Kabil’e kadar araçla, Pakistan’a kadar merkep, katır ve atlarla gittik.

İran’daki zorlu günlerden sonra Türkiye’ye yerleştik.

Türkiye’nin Afganistan büyükelçisi olsaydım;

Afganistan’ın kalbinde yer alan Gazne şehrine gider, Gazneli Mahmut’un doğum gününü kutlardım!

Kabil’e gider, Babür Şah’ın o güzel beldede kendini şah ilan edişini coşkulu bir merasimle yâd ederdim!

Hindukuş dağlarını tırmanır, Deniz seviyesinden yedi bin küsur metre yüksekteki en zirve noktasına çıkar; Buhara’yı, Semerkant’ı, Herat’ı, Hive’yi, Merv’i, Belh’i temâşâ ederdim!

Ecdadımın, soydaşlarımın, kardeşlerimin bugünkü Afganistan coğrafyasından geçtikleri güzergahları tespit eder, atlarının kişnediği durakları bulmaya gayret ederdim.

Çinliler Afganistan’da! Ruslar Afganistan’da! Hindular Afganistan’da! İran Afganistan’da! Ta okyanus ötesinden gelen ağzı süt kokan yeni yetme devletleri saymıyorum! Suudiler şöyle dursun, yüz ölçümü iki Konya kadar olan Birleşik Arap Emirlikleri dahi Afganistan’da! Türkiye ise hâlâ ‘Afganistan’da yer alalım mı, almayalım mı?’ tartışmaları yapmakta! Sabır ihsan eyle yâ Rabbi!

Allah’ım! Bana güç ver. Güç ver ki, Türkiye’ye giydirilen “Yurtta sulh, cihanda sulh!” isimli deli gömleğini paramparça edebileyim!

Sivil toplum örgütleri Somali’ye gidip hayır hasenat yapmaktalar! Elbette Somali çok mühim. Osmanlı yâdigarı bir belde. Sünni, Müslüman ve kardeş bir belde.

Afganistan’ın istikbalini belirleyen güç biz olursak; değil Somali’ye, bütün cihana yardım eli uzatabiliriz! Somali bizim vilayetimiz olsa, dünya dengelerinde tayin edici aktör olmamız cihetinde bize ne gibi imtiyazlar kazandırır! Emeğimizi nereye sarf ettiğimizi iyi hesap etmemiz gerek.

Milletimize ‘Ehemi mühime tercih etme’ hususunda akıl fikir ihsan eyle yâ Rabbi!

….

Afganistan; İngilizlerin ürettiği bir devlettir. Bir merkezi hükumet tarafından sulh içinde idare edilmesi zordur. Ekilen nifak tohumları da dikkate alınırsa, neredeyse imkansızdır.

….

Pakistan’la ötelerden beri esen dostluk ve kardeşlik söylemleri sadece ve sadece hissî ve romantiktir. Reelpolitik mülahazalar muvacehesinde testten geçmemiştir.

Unutmayın: Pakistan (ve Bangladeş) olmasaydı; Hindistan dünyanın en büyük Müslüman devleti olacaktı! Afganistan, Pakistan ve Bangladeş gibi devletlerin hudutlarını çizen İngilizlerdir. İngilizlerin Pakistan’ın içlerine uzanan siyah eldivenli ellerini görmeden siyaset üretmek yanlış olacaktır.

Pakistan ve Bangladeş’in Hindistan’dan koparılması sürecinde masonların rolünü dikkatle incelemenizi rica ediyorum.

….

Hindukuş dağlarının kuzeyinde kalan coğrafya Güney Türkistan’dır. Güney Türkistan; Türkiye için Türkistan’a açılan yegâne kapıdır! En başta istihbarat teşkilatımız olmak üzere; Mehmetçiğimizle, diplomasimizle, ekonomimizle, yumuşak gücümüzle ve bütün mevcudiyetimizle Güney Türkistan’da yer almalıyız! Güney Türkistan; Türkiye için kırmızı çizgi olmalıdır. Ne kadar icap ediyorsa, o kadar asker sevk edilmelidir.

Türkiye-Afganistan münasebetlerinin yüzüncü yılını kutlamak, Türkiye’ye hakarettir. Türkiye tarihinin cumhuriyetle başladığını vehmetmektir. Geçmişini inkardır.

“Diplomatik bir meseleye duygusal yaklaşmışsın!” diye serzeniş edebilirsiniz.

Lisans, yüksek lisans ve doktora dönemlerinde, hayatımın on yılı aşkın müddetini uluslararası ilişiler sahasında harcadım. İlla akademik, “bilimsel” tahlil, analiz, isterseniz, meseleyi Thucydides, Machiavelli, Hobbes ve Morgenthau gibi realist mütefekkirin nazariyeleri perspektifinden ele alabilirim. Olmadı Brzezinski, Fukuyama, Huntington’lara kadar da genişletebilirim. Alexander Wendt Bey’in ortaya attığı konstraktivizmden (inşacılık) misaller verir, üniversitelerde çokça okutulan neo-Marksizm ve feminizm perspektiflerinden de mevzuya yaklaşabilirim. Hiç problem değil.

Devlet adamı, hariciyeci, akademisyen, gazeteci veya sade vatandaş… Hiç fark etmez. Mesele kuru ansiklopedik malumatlar veya ‘derin’ felsefi teoriler değil. Mesele şuur, izan ve idrakte.

Afganistan’ı boydan boya geçtim. Etrafını çevreleyen topraklarda gidip görmediğim diyar yoktur. Annemi ve kardeşimi kaybettim o topraklarda. Muhaceret şerbeti tattım.

Şairin de dediği gibi;

Sözü dağdan, bağdan; açmayın bana:
Baharı ve yazı, gördüm de geldim (Şiirin devamı…)

Belh’i zaten saymayalım. Herat umutla Türkiye’yi bekliyor, Bedahşan’ın kalbi ‘İstanbul! İstanbul!’ diye çarpmakta.

İstanbul’un güvende olması için müdafaa hattımız çok ötelerde bir yerde başlamalı.  

Bizler için vatan, yedi yüz bin küsur kilometre kareden ibaret midir?

Abdalî isimli şairin benzetişiyle, “Asya bir insan olsa, bugünkü Afganistan toprakları o insanın kalbi konumundadır. Kalp hasta olursa, Asya selamette olamaz”.

Cihan devleti olabilmek için, cihanşümul düşünme ihtiyacındayız.

“Afganistan’da ne işimiz var?” sualinin cevabını siz verin lütfen.