
Devler ülkesinde doğmuştu Sermeş. Altıyüzelli kardeşin en küçüğüydü. Doğuştan topaldı ve başka muhtelif kusurlarla dünyaya gelmişti. Küçükken çok da problem olmuyordu eksikliği fakat yaşı kemâle erince işler değişmişti. Bedenindeki farklılık onu bambaşka bir ruh haline sokmuştu. O kadar kalabalık ailede yapayalnız kalmıştı Sermeş. Kardeşleri durmadan çalışıyor eve katkı sağlıyorlardı. Sermeş ise kendi rızkını bile kazanamıyor, bedeninin eksikliğini hayatının her yerinde hissediyor ve diğerleri gibi olamamanın teessürünü yaşıyordu. Bu durumu fark eden annesi Meşiye Hanım, Sermeş’e her canlının bir amaç uğruna yaratıldığını anlatıp nasihatler ediyordu. Bu durumu kabullenemeyen Sermeş bir gün annesine:
– Buralardan gidiyorum anne.
– Burası devler ülkesi sen devlerin padişahının ne kadar zalim biri olduğunu bilmezsin yuvandan ayrılırsan seni yaşatmazlar bu haldeyken hayatta kalman çok zor.
– Kolaya herkes talip olur, zorda güzellik yok mudur anne? Madem ki her yaratılanın bir gayesi var; ben de kendimi bulmaya, yaratılış amacımı öğrenmeye gidiyorum.
İstemeyerek de olsa yavrusunun bu karardan dönmeyeceğini gören Meşiye Hanım müsaade etti gitmesine.
Gözü yaşlı annesini bırakıp ayrıldı doğduğu büyüdüğü yuvasından. Aklında tek soru: Neden varım?
Bir yola çıkmıştı çıkmasına fakat ne yol bilirdi ne de iz. Epeyce yol gittikten sonra, ülkenin bir köşesinde, adı sanı belli olmayan kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde dağın yamacındaki bir kulübeye ulaştı. Meşir ustanın kulübesine… Usta o kadar yaşlı ve bilgeydi ki altı gözünden sadece bir tanesi görmesine rağmen seslendi usulca:
– Aradığını bulabildin mi evladım?
Şaşkınlıktan dili tutulmuş vaziyette mırıldandı Sermeş;
– Kendimi arıyorum usta. Bulmak hayır mıdır şer midir diyesin bana.
– Hayrı da şerri de gaybı da sadece yaradan bilir evlat. Sabret, elbet senin de dilediğin olur. Unutma ki taşı delen su değil suyun sabrıdır.
O gece ustanın nasihatleriyle sabah etti Sermeş. Aklında kalan yegâne öğüt: “Sınanmadan feraha ulaşamazsın evlat” sözüydü. Ustanın öğütlerini heybesine koymuştu ama aradığını bulamadan ayrıldı yanından.
Her gittiği köşe başında devlerin ne kadar zalim ne kadar gaddar bir padişahı olduğunu işitiyordu. Mazlumlara zulmeden, kendini en büyük gören, kibirden kör olmuş biriydi bu devlerin padişahı. Tüyleri ürperten bir zalimliği, tiksindiren bir kibri vardı. Dünyada şükrü vesile kılan bu kadar nimet varken bu kibir niyeydi.
Ama artık geri dönemezdi. “Bu uğurda ölmek var dönmek yok” diye geçirdi içinden. Gece olmuş, karnı da guruldamaya başlamıştı. Geceyi geçirecek bir yer, karnını doyuracak bir mekan aradı. Dağın tepesinde ihtişamı göz kamaştıran devasa bir saray ve israfın bini bir para olan o sarayda buldu kendini. Gözü, uzun ve devasa bir masada duran bir et parçasına takıldı. Hiç ses çıkarmadan ulaşmalıydı masaya. Bu yüzden sadece ayaklarını kullanmalı ve masaya tırmanmalıydı fakat eksik yanı burada da yakasını bırakmamış ve vazgeçmek mecburiyetinde kalmıştı.
Ülkede kıtlık varken; bunca israf niyeydi? O geceyi dev padişahın çirkin ve kaba gülüşlerinde eziyetle geçirdi. Varlık gayesini bulmaya çıkan Sermeş daha ilk sınavdan sınıfta kalmıştı. Bu devran böyle dönmemeliydi. Zulme göz yummak istemiyordu. Evini barkını ailesini bıraktıran his onu bambaşka olaylara itmişti. “Bu duruma son verebilir miyim?” dedi kendi kendine. “Fakat o bir dev bense küçücük bir canlı. Üstelik bir bacağım da yok” diye hayıflanırken ilahi bir güç geldi Sermeş’ e ve dev padişah uyurken burnundan içeri girip beyninin bir köşesine tutundu.
Sabah başında şiddetli bir ağrıyla uyanan kibirli padişah ne yapıp ettiyse başının ağrısını geçiremedi. O koskoca dev padişah, kendini her şeyin üstünde gören kibir abidesi bir ağrı karşısında aciz kalmıştı. Hizmetkarlarına, keçeden tokmaklar yaptırıp başına vurdurmaya başladı ve daha fazla acıya dayanamayarak başı ezilerek öldü.
Kendi kavminden olanlara zulmeden, yerin ve göğün asıl sahibini görmezden gelen, kibirden kör olan padişah topal bir sineğe yenilmişti.
Böylelikle doğuştan topal olarak yaratılan Sermeş’ in varlık gayesi ortaya çıkmış oldu.
Devlet kurmak için babadan oğula geçer kut,
Hak isterse topal sinekten ölür Nemrut.
——-
Yazarımızın diğer hikayeleri:
Hamal
——-
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.